SIFIR DEDIGIMDE
Mahkum.Net - Sıfır Dedigimde
Les Arts Turcs is sponsor of this film

Click for ENGLISH Pages 1 - 2 - 3
Mahkum’un mevcut senaryosunda masalların çok önemli bir yeri var. Aşağıdaki masal Anadolu’da geçekten yaşayan, nesilden nesile aktarılan masallardan biridir. Mevcut senaryomuzda kullanıldığı haliyle masalımızı okuyabilirsiniz.

Küçük Oğlan ve Zümrüd-ü Anka Kuşu

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, sinek berber iken, katır çalgıcı, eşek köçek iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken üç tane erkek çocuğu olan bir padişah varmış.

Bu padişahın bir de dillere destan bahçesi varmış ama bu bahçeye gel zaman git zaman bir Dev dadanmış. Dev hem bahçeye durmadan zarar veriyormuş hem de padişaha meydan okuyormuş. Birgün padişahın oğullarından büyüğü ileri atılmış ve Dev’i öldüreceğini söylemiş. Silahlarını kuşanıp Dev’in karşısına çıkmış ama Dev’i görünce korkusundan eli ayağına dolaşmış. Dev de aleviyle onu yakıp bayıltmış. Sonra ortanca oğlan da aynı şekilde Dev’in karşısına çıkmış ve o da mağlup olmuş. Sıra küçük oğlana gelince çok iyi ok kullanan küçük oğlan Dev’i bir okla yaralamış. Dev kaçmaya başlayınca da peşinden kovalamış. Dev, bir kuyudan içeri dalmış ve gözden kaybolmuş. Bunu gören ağabeyleri kendilerinden utanıp Dev ile küçük kardeşlerinin peşinden kuyuya dalmışlar. Kuyunun dibi çok derin ve ipleri de ince ve kısa olduğu için son çare olarak küçük kardeşlerini kuyunun dibine sarkıtmışlar. İp dibe ulaşmasına yetmemiş ama yiğit oğlan, kendini kuyunun dibine bırakıvermiş. Bir de görmüş ki kuyunun dibinde üç tane dünya güzeli kız gergef işler. Kızlara yaralı Dev’i sormuş. Kızlar, “o bizim bekçimizdir” demişler. Tam o sırada Dev tekrar oğlanın karşısına öfkeyle çıkmış ama bu sefer oğlanın oklarından kurtulamış. Oğlan devi öldürmüş ve yukarıda haber bekleyen abilerine aşağıya uzunca ve sağlam bir ip sarkıtmaları için seslenmiş. Kızların en büyüğünü ipe bağlamış ve büyük abisine “bu senin” diye göndermiş. Sonra ortanca abisine seslenmiş ve kızların ortancasını göndermiş “abiciğim bu da senin”. Bir de bakmış ki kızların en güzeli küçüğüdür. Kızların küçüğünü de ipe bağlamış “ve bu da benim hakkım” diyerek yukarı göndermiş. Abileri küçük kızın güzelliğini görünce şaşkına dönmüşler. “en güzelini kendisine saklamış” diyerek kıskançlığa başlamışlar. Ve ipin ucunu bırakarak küçük kardeşlerini kuyunun dibinde yapayalnız bırakmışlar.

Devle dövüştüğü için zaten çok yorgun olan oğlan, ipin de düştüğünü görünce bir ihanete uğradığını anlamış ve kuyunun dibindeki bir geçitten geçerek, bir yeraltı ülkesine gelmiş. Yorgunluktan bitap düştüğü için uyuyacak bir ağaç dibi ararken üzerindeki kuş yuvasındaki yumurtalara doğru hain bir yılanın yaklaşmakta olduğu bir ağaç bulmuş. Bir ok atışıyla yılanı öldürmüş ve ağacın dibinde uykuya dalmış.

Uyandığında ne görsün… Pırıl pırıl tüylü dev bir kuş, kanatlarını açmış oğlana gölge yapıyor. Oğlan, kuşun kurtardığı yumurtalar için minnettar olduğunu anlamış. Kuş konuşmaya başlamış: “Bana Zümrüd- ü Anka kuşu derler. Kuşların efendisiyim. Bu hain yılandan yavrularımı kurtardığın için sana minnettarım”. Ve ardından ilave etmiş “al bu iki tüyümü, ne zaman başın sıkışırsa bunları birbirine sürt ben koşar gelirim ve derdine çare olurum” demiş.

Oğlan Zümrüd-ü Anka kuşunun yanında ona ait iki tüyü alarak uzaklaşmış. Tek bir amacı varmış. Yeraltı dünyasından kurtulmak ve tekrar yeryüzüne çıkabilmek… Birden aklına gelmiş. “Madem Zümrüd-ü Anka kuşundan iki tüy aldım ve o benim isteklerimi yerine getirecek… O halde neden ondan beni yeryüzüne çıkarmasını istemiyorum?” Tüyleri birbirine sürtmüş ve kuş da hemen orada belirivermiş… “Beni yeryüzüne çıkar”. “Tamam” demiş kuş. Ve oğlanı sırtına almış.

Oğlan kuşun sırtına atlamış ve hemen yola çıkmışlar ve çok uzun süreler yolculuk yapmışlar. Yeryüzüne vardıklarında oğlanın ülkesine varabilmesi için de bir hayli yürümesi gerekmiş. Ama nihayetinde babasının ve kardeşlerinin yaşadığı şehre varmış.

Şehre vardığında babasından ve abilerinden haber almak isteyen oğlan, abilerinin kırk gün sonra kuyudan çıkan iki kızla nikahı olacağını öğrenmiş. Babasını çok özlemiş olsa da saraya hemen gidip kimliğini açıklamak istememiş. Kardeşlerinin babasına neler anlattığını merak etmiş. Kendine bir kuyumcu dükkanında iş bulmuş, çalışmaya başlamış. Ama kim olduğu belli olmasın diye de başına bir işkembe geçirmiş ve bir keloğlan oluvermiş.

Sarayda ise bir düğün telaşı her yeri sarmış. Sarayın en güzel mücevherleri gelinler için hazırlanmış ama elmas bir dal parçasından sadece bir tane varmış. Bunun üzerine gelinler arasında anlaşmazlık çıkmasın diye ülkenin en yetenekli kuyumcusu çağırılmış ve hayatı pahasına da olsa ikinci bir elmas dal yapması istenmiş. Kuyumcu yapamam dediyse de dinletememiş. Ve biliyor musun canım oğlum benim? O kuyumcunun çırağı da bizim küçük veliahtmış

-Veliaht ne anne?

Padişahın küçük oğluymuş yani. Herneyse… Kuyumcu kara kara ne yapacağını düşünürken çırağı ona demiş ki “İstediğin elmas dalı ben yaparım! ama ben şu odaya kapanacağım ve kırk gün boyunca kimse beni görmeyecek” demiş. Kuyumcu çaresiz oğlanın isteğini kabul etmiş. Oğlan odasına kapanmış ama anahtar deliğinden gizli gizli oğlanı gözetleyen kuyumcu 39 gün boyunca oğlanın hiç birşey yaptığını görmemiş. Oğlan yan gelip yatmış. Nihayet kırkıncı gün oğlan, sahip olduğu iki tüyü tekrar birbirine sürtmüş ve Zümrüd-ü Anka kuşu hemencecik odasında belirivermiş… Belirmiş ve oğlanın istediği elmas dalı yapması bir olmuş. Padişahın askerleri elmas dalı almaya geldiklerinde oğlan “illa ki ben kendi elimle padişaha teslim edeceğim” dediğinde dalı kırmasından korktukları için mecburen kabul etmişler.

Padişaha elmas dalı uzatırken “sizde de bana ait bir şey var” demiş. Herkes keloğlanın bu cüretine şaşmış. Padişah merak ve öfkeyle “neymiş o?” diye sormuş. Oğlan “kuyudan çıkan en küçük kız benimdir” demiş. Padişah daha da öfkelenmiş “Bu ne cüret!” diye haykıracakken oğlan “eğer kızın sırtında tam benim elime uygun bir leke bulursanız kız benimdir eğer leke yoksa benim değildir” demiş. Hemen kızın sırtını açmışlar bakmışlar bir de ne görsünler… Kızın sırtında tam keloğlanın eli büyüklüğünde bir leke. Meğer bizim küçük oğlan devi öldürdükten sonra kuyunun dibindeyken kanlı elleriyle kızın sırtından tutarak ipe bağlamış… Elinin kanlı izi kurumuş ve hep kızın sırtında kalmış… Padişah bu izi görünce anlamış ki o oğlan kendi öz oğludur… Keloğlan da padişahın, durumu anlayıp ağlamaya başladığını görünce kafasındaki işkembeyi çıkarmış ve babasına sarılmış. Baba oğul uzun süre hasret gidermişler. Padişah oğlanın ağabeylerine kızacak olmuş ama küçük oğlan babasına engel olmuş. Abileri de hatalarını anlayıp pişman olmuşlar.

Çekimler Ondördüncü Gün

Burgaz Ada’daki çekimlern ilk günü. Burada önemli işler bizi bekliyor.

Çekimler Onüçüncü Gün

Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, şehrin ortasında yemyeşil bir vaha gibi. Hastane bahçesi yıllardır hastalara hizmet veriyor ancak bu kez Mahkum ekibine çekim mekanı oldu. Fotoğraflar kısa açıklamalarla…

Çekimler Dokuzuncu Gün

Çekimlerin dokuzuncu günüe ait izlenimleri sayfalarımızda bulabilirsiniz.

Çekimler Yedinci Gün

Mahkum’un yedinci günü çekimleri farklı tekniklerle ve farklı bir mekanda gerçekleştirildi. İşte fotoğrafları…


SIFIR DEDIGIMDE PROJESI

Çekim! Işıklar! Kamera! Motor! Mahkum gerçek bir olaydan yola çıkarak farklı dünyaların kapılarını aralıyor.

Bir sinema filmi. Henüz çekilmemiş, çekime hazır bir proje. Bir sinema filmi, yazarının kafasında şekillenmeye başladığı andan itibaren çok değişik evrelerden geçer. Mahkum son evreye gelmiş durumda. Çekim! Işıklar! Kamera! Motor! Mahkum gerçek bir olaydan yola çıkarak farklı dünyaların kapılarını aralıyor. Gizemli bir olay, gizemli bir dünyanın gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Hepsi bu değil! Mahkum tıpkı 1001 Gece Masallarındaki gibi, Doğu’nun mistik ve gizemli dünyasına bir yolculuk… Hepsi bu değil! Mahkum aynı zamanda finansal bir proje. Ayrıntılarını Mahkum.net’in sayfalarında bulacaksınız…

“Mahkum” nasıl doğdu?

Herşey 1991 de başladı. Kadim dostum, psikiyatrist Doç.Dr.Haluk Savaş bana bu öyküyü anlatmıştı. Acemi bir hipnozcu, bir tıp öğrencisi arkadaşını hipnoz ediyor ve işler karışıyordu. Yaşanan bu olayın gerçekte kopma noktasına geldiği anın, çok heyecan verici bir sinema filminin başladığı an olabileceği fikri o gün bugündür kafamda dönüp duruyordu. Hipnoz içinde bir hafta önce yaşadıklarını tekrar yaşayan bir “süje”, seans içinde kendisinin gözetlendiğini farkediyordu. Gerçek olayda gözetlenen süje ve acemi hipnozcu korku içinde süjeyi uyandırıp, olayı unutma yolunu tercih ediyorlardı. Ama denir ki herşey anlatacak bir öykünüz olmasıyla başlar. Bir öykücü asla rahat durmaz. “Ya devam etselerdi neler olacaktı?” İşte benim de kafamda dönüp duran bu soru “Mahkum”un doğmasıyla sonuçlandı. 2003′ün sonbaharında Mahkum ile ilgili ilk öykü tartışma grubunu kurdum. Herşeyden önce öyküyü kurmak gerekiyordu. Hatta öykü kusursuz olmalıydı! 2005 Ocak ayına kadar sayıları 10′u bulan genç ve çok yetenekli arkadaşımla birlikte öyküyü ve tretmanı geliştirdik. Mutlu olana kadar vazgeçmedik. Kafamızı kurcalayan her soruya cevap bulmak istedik. Filmi izliyor gibiydik ve tatminsiz, hiçbir şeyi beğenmeyen sinema izleyicilerine benziyorduk. Zaman zaman tartışmaların içinde boğuluyorduk. Bu durumlarda fikirlerimizi nadasa bırakıyor bir süre “Mahkum”u hayatlarımıza sokmuyorduk. Tartışmalara geri döndüğümüzde zihinlerimizin bizden habersiz çözümlere ulaştığını farkediyor şaşkınlık ve sevinç içinde çalışmalarımıza devam ediyorduk. Nihayetinde 2005′in ilkbaharında Mahkum’un senaryosu da oyuncularla tartışılacak hale gelmişti. Artık elimizde bir senaryo vardı. Heyecan dolu, gizemli, meraktan çatlatacak bir senaryo… Mahkum.net, “Mahkum”un bundan sonra izleyeceği yolda arkadaşımız olacak. Öykü zihinlerimizde hala dönüp duruyor. Mahkum benim ilk sinema filmim olacak. Ve her ilk iş gibi belki de en zoru olacak. Modern bir imece yöntemiyle bu filmi ülkemiz ve dünya seyircisinin beğenisine sunacağız. Şimdi yeni şeyler söyleme zamanı!

Bir internet projesi: mahkum.net

mahkum.net nasıl ziyaret edilmeli?

mahkum.net bir film sitesi değil. Yani gösterime girmiş filmlerin, internet siteleri ile herhangi bir benzerliği yok. Çünkü Mahkum projesi henüz gösterime girmedi. Burada temel olarak yaptığımız şey yapım öncesini ve yapım aşamalarını internet ortamına taşımak. Yapım aşamaları hakkında bilgi verici bir çalışma olacağı gibi aynı zamanda da bir sinerji oluşturma çabası içinde olacak, mahkum.net. Yöntem başlığı altında filmin bütün gelişim süreçlerine şahit olabilir aynı zamanda bu süreçlere katılma şansını da yakalayabilirsiniz.

Kullanma kılavuzu:

mahkum.net kullanıcılarının, yorumlarıyla yazılan yazıları yönlendirmesi, bilgi talebinde bulunması, bizlere bilgi iletmesi hedefleniyor. Mahkum Projesi’nin örneğin finansal gelişim sürecinde önerileri olanlar ilgili başlık altındaki yazılara yorumlar yazmalılar. Senaryo tartışmaları hakkında yorumlar yine ilgili konu başlıkları ve kategorilerdeki yazılara yapılmalı. Örneğin finans başlığı altında sinopsis hakkında bir yorum yapılması site kullanımını güçleştirecektir. mahkum.net ziyaretçileri bize her türlü soruyu sorabilirler. Ziyaretçiler yöntem hakkında eleştiri ve önerilerde bulunabilirler. Ziyaretçiler mahkum.net’e içerik katkısında bulunabilirler. Konuyla ilgili olabilecek her türlü özgün yada alıntı yazıyı bizlere iletebilirler. Yine internet üzerinde bulunabilecek başka kaynaklara linkler verebilirler.

Bir sinema filminin yapım sürecinde kabaca iki tipte insan emek verir: 1-Yaratıcı grup 2-Yapım grubu. Yaratıcı grup yönetmen ve senarist ile birlikte çalışır, yapım grubu ise yapımla ilgili teknik ihtiyaçlar ve çözümleriyle ilgili emek verir. Yapım gurubu çekim öncesinde ağırlıklı olarak yapımcı ile, çekim aşamasında ise yönetmenle birlikte çalışır. Çekim aşamasında emek veren bir de görüntü grubu vardır ki tam olarak yaratıcı grup içinde değildir, kamera ve ışık çalışanlarını kapsar. Mahkum Projesi’ni mahkum.net’ten takip eden ziyaretçilerimizin kendilerini yakın gördükleri konuyla ilgili yazışmaları takip etmelerinden ziyade aktif olarak katılmaları beklenir. Mahkum Projesi, proje olarak bütünüyle şeffaf ve açık bir projedir. Yaratıcı grup içinde yer almak isteyen ziyaretçilerin sadece bu isteklerini belirtmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde diğer gruplarda herhangi bir pozisyonda bulunmak isteyecek mahkum.net ziyaretçisi, sadece bunu site üzerinden belirtmek durumundadır. mahkum.net; Mahkum Projesi’nin bir anlamda ofisidir. Bir yapım şirketinin ofisinde, bir sinema filminin yapım aşamalarında ne tür konuşmalar geçiyor, ne tür bilgi alış-verişi yapılıyorsa mahkum.net üzerinde de yapılacak olan budur.

Projenin vizyon kopyalarının sinema salonlarına dağıtıldığı güne dek, mahkum.net üzerinde, olası açık bir pozisyon, olası bir yapım ihtiyacı, olası herhangi bir “durum” duyurulacaktır. Bu açık bir davettir.

Gökhan Yorgancıgil
(senarist-yönetmen)

KARAKTERLER

ASLI

İçine kapanık, duyarlı, takıntılı…

1983’te ailesinin tek çocuğu olarak İstanbul’da doğar. Babası Tarık Bey, orta-büyük çaplı bir şirkette, son 15 yılda müdür/yardımcı müdür olarak toplam 25 yıl kadar çalışır ve emekli olur. Karı-koca birkaç kez boşanmayla sonuçlanması beklenen evlilik sorunları yaşarlar. Son anda Aslı’yı düşünerek boşanmamaya karar verirler ama aylarca ayrı yaşamışlardır. Bu sıkıntılı ve ayrılık dönemlerinin Aslı’nın kişiliği üzerinde büyük etkisi olur. Annesi Sema Hanım, İstanbul’da değişik liselerde Fransızca öğretmeni olarak görev alır. Şu günlerde yaşlı çift emekliliklerini yaşamaktadırlar. Ne var ki Sema Hanım göğüs kanseri tedavisi görmekte ve son 2 ayda ameliyat ve hastanede yoğun bir tedavi süreci yaşamaktadır. Tarık Bey gençlik yıllarından beri özellikle yağlıboya olmak üzere resim sanatıyla ilgilenir, kendine kişisel sergi açmak istemektedir. Kızı Aslı’nın da resmi tercih etmesinde en büyük etken Tarık Bey olmuştur. Ama bir yandan sadece ressamlıkla değil aynı zamanda ileride resim öğretmenliği yapıp, kendisini garantiye alacak, eğitim derslerini de okuldayken alması için kızına baskı yapmıştır. Aslı ise öğretmenlik yapabileceğini düşünmemektedir. Ailesi ve Aslı çocukluğundan beri Caddebostan’daki kendilerine ait evlerinde yaşamışlar, Aslı ilkokulu Bostancı’da, ortaöğrenimini ise özel bir lisede okumuştur. Lise yıllarında dersleri bir iki kez teşekkür belgesi alacak seviyede kalır. Öğretmenleri veli toplantılarında Tarık Bey ve Sema Hanım’a “kendini derslere verse çok başarılı olabilecek bir öğrencimiz, ama derslerine önem vermediğini, konsantre olmadığını düşünüyoruz” derler. Rehberlik öğretmenleri ailesine, “mutlaka kendisine okul dışı uğraşlar bulmalı” dedikleri Aslı, babasının da teşviğiyle 14 yaşındayken resim sanatı ile tanışır. Aslı’yı çocukluğunda çok etkileyen kişilerden biri ilkokul öğretmeni Hüseyin Bey olmuştur. Hüseyin Bey, Aslı’ya, sınıfın zeki ve başarılı öğrencilerinin yanında her zaman özel bir öğrenci olarak ilgi göstermiştir. Hüseyin Bey, Aslı’ya kitap okuma zevkini aşılamış, öte yandan geleneksel kültüre olan sevgisi sayesinde Aslı’nın ilgisini Doğu kültürüne çekmeyi başarmıştır. Aslı, batı resim sanatından çok Hint ve İslam dünyasının sanatlarına karşı daha meyilli olmuştur. Doğu gizemleri ve masalları her zaman başucunda olmuştur. Üniversite sınavında sadece resim okumak istediğine karar vermesi evinde ufak çaplı tartışmalara sebep olduysa da tüm ailenin onayıyla Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmıştır. Aslı’nın evin tek çocuğu oluşu hayatının ilk yıllarında onu tek başına oyun oynamaya alıştırmış, okul yıllarında da kendisine çok yakın ve çok sayıda arkadaş edinmemiştir. Edinememiş midir yoksa edinmemiş midir, anne-babası tarafından hep tartışılan bir konudur. Sema hanım ve Tarık beyin bütün anlaşmazlıklarını Aslı’nın önünde tartışmaları, Aslı’nın küçük yaşlardan itibaren bütün aile kavgalarına ayrıntılarıyla şahit olması zaten duyarlı bir kişiliğe sahip Aslı’da derin yaralar açmıştır. Evdeki aylarca süren huzursuzluğu boyama kitaplarında, masal, hikaye kitaplarında bulmuştur. Kendisine küçük yaşlarından itibaren tek kişilik bir dünya kurmuştur. Ergenlik döneminde yaşıtlarının aksine sosyalleşmekten bilinçli bir şekilde uzak durmuştur. Okul arkadaşları onu “garip bir kız” olarak görmüşlerdir. Bir keresinde sınıfındaki bir başka kızdan bir kalem çaldığı hakkında bir suçlama duyduğunda hiçkimsenin beklemediği bir duygu patlaması yaşamış, öğretmenleri bile onu sakinleştirememiş, yakınlardaki bir özel hastaneye acilen götürülmüştür. Yaşadığı patlamanın ardından bütün vücudu taş kesilen Aslı’ya karşı uzunca bir süre okulunda “özel öğrenci” tavrı takınılmıştır. Bu da Aslı’nın hayatında yer etmiş kötü anılardan biridir. Hayatının en güzel anları ise babası ile birlikte resim çalışmaya başladığı ilk zamanlardır. Ama bu güzel günler anne-babanın ayrılığı yüzünden uzun sürmemiştir. MÜGSF’deki Aslı çok az konuşan, saçlarına giyim kuşamına özen göstermeyen, bazen bütün bir gün tek kelime etmeyen bir öğrencidir. Kantinde hiç bulunmaz. Sadece, nadiren kırtasiye almak ve bir bardak çay içmek için… Çizimleri ve resimleri de diğer öğrencilerden farklıdır. Öğretmenlerinden özellikle Müfit, Aslı’daki farklılığa dikkat etmekte, Aslı’nın sanatının çok önemli noktalara geleceğine inanmaktadır. En yakın arkadaşı ilkokula birlikte gittiği Nevin’dir. En iyi iletişim kurduğu insan Nevin’dir. Ama çoğunlukla Nevin’le ters düşer. Buna sebep Nevin ve Aslı’nın bütünüyle farklı karakterlerde oluşudur. Nevin’in bitmeyen istekleri vardır, Aslı ise çoğunlukla hiçbir şey yapmak istemez. Aslı konuşurken kimsenin yüzüne bakmaz. Nevin konuşurken Aslı’nın gözlerini görmek için çoğu zaman çok yakına sokulur. Aslı hep kısık sesle konuşur. Çoğunlukla kambur durur. Saçları uzun ve düzdür ve çoğu zaman yüzünü, yanaklarını kaplar. Aslı çevresinde olup bitenlere karşı çok ilgisizdir. Yolda yürürken, okulda… Ne var ki bu asosyallik hastalık derecesinde değildir. Az da olsa zaman zaman konuşur. Konuştuğunda onun için mutlaka önemli birşeyden bahsediyordur ama bu konu başkaları için hiç önemli olmayabilir. Okulda bir iki arkadaşıyla not kitap alışverişi yapar onun ötesinde bir okul arkadaşlığı yoktur. Nevin ise kendi okulunun bitiminde neredeyse haftanın 2-3 günü mutlaka Aslı’nın yanına gelir ve Aslıyı sinemaya, alışverişe götürmeye çalışır. Kimi zaman kendileri için özel yerlerde çay kahve içerler. Genellikle Nevin konuşur, Aslı, Nevin’in anlattıklarına yorumlar getirmekle yetinir. Aslı Nevin’in anlattığı herşeyde kendi yaşamadığı şeyleri görmekte ve Nevin’e bu yüzden her geçen gün daha çok bağlanmaktadır. Aslı okulu bitirince bir resim atölyesine sahip olmak istemektedir. Bu atölyeden, gelecek öğrencilerle para kazanmayı değil sadece özgürce resim yapabilmek için uygun bir yer olmasını ummaktadır. Ailesi bu fikre pek sıcak bakmamaktadır. Gelir düzeyi iyi olan aile Aslı’nın yine de kendi ayakları üzerinde kalabilmesini istemektedir. Aslı onuruna çok düşkündür. Belki de bu yüzden karşı cinsle ilgili hiç bir deneyimi olmamıştır. Sadece lise yıllarında başka bir sınıftan bir genci uzaktan sevmiş, gencin bir başka kızla çıkmasından sonra gururunun çok güçlü olduğunu ve onu asla zedelemek istemediğini farketmiştir.

NEVİN

Deli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızı.

O da Aslı gibi 1983 doğumludur. Deli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızıdır. Kendisinden yaşça yirmi yaş büyük bir abisi vardır. İhtiyarlamış anne ve babasıyla birlikte kalmaktadır. Emekli bankacı babası ilerlemiş yaşına rağmen hala son derece şık giyinip katıldığı briç partilerinde genç-yaşlı bütün bayanlara kur yapmaktadır. Annesi artık eşinin çapkınlıklarını takip etmek ve üzülmekten yorgun düşmüştür. Nevin’in çocukluğu ve gençliği babasının kumarbazlığı ve çapkınlığı konsunda evde yaşanan tartışmalarla geçmiştir. Herşeye rağmen anne ve babasının evliliği Aslı’nınkilerden her zaman daha iyi durumda olmuştur. Nevin herşeye anlık tepkiler verir. Duygu ve düşüncelerini gizlemeyi asla başaramaz. Olumsuz bir durumu asla kabullenemeyen bir kişiliği vardır. Mücadeleci, durduğu yerde duramayan, ama çoğu zaman da attığı yanlış adımları toparlamaya çalışan biridir. Yüksek bir IQ’ya sahiptir çok fazla ders çalışmamasına rağmen bütün okul hayatı boyunca dersleri hep iyi olmuştur. Sadece üniversiteye hazırlık yıllarında çok yoğun ders çalışmak zorunda kalmıştır. Kendi kendisine istediğinde disiplinli çalışabileceğinin ispatı olarak o yıllarını görmektedir. Maymun iştahlıdır. Pek çok hayali pek çok isteği bir gün en önemli şeylerken ertesi gün bambaşka hayallere kapılabilir. Nevin sadece Aslı’ya güvenmektedir. Her zaman için kendisini sakinleştirecek, hareketli duygu ve düşünce dünyasında sığınılacak sakin bir liman olarak gördüğü Aslı’yı çok sevmektedir. Hareketli aşk ve hayal dünyasında olup biten herşeyi mutlaka Aslı ile paylaşır. Ama sadece Aslı ile… Aşk hayatı hareketlidir ama kolay bir kız yada çapkın değildir. Çok sık aşık olur ama çoğunlukla uzaktan. M.Ü. tıp fakültesinde son sınıfta okumaktadır. Kendi okulundan arkadaşlarıyla birkaç ay süren sevgililikler yaşamış ama duygusal açıdan hiç mutlu olmamıştır. Sevdiklerini çok idealleştirmiş ama gerçeklerle yakından yüzleşince ilişkileri Nevin açısından hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. İçinden bir ses kendisinden yaşça daha büyük birine aşık olması gerektiğini söylemektedir. Dr. Melih Değirmenci de bu durumda ilk aday gibi görünmektedir. En yakın arkadaşı Aslı’nın ruhsal açıdan zor durumda olması karşısında onu Melih Değirmenci’ye götürme konusunda kendi içinde bir hesaplaşma yaşamıştır. Acaba kendi gizli duyguları ile arkadaşının ihtiyaçlarını birbirine mi karıştırmaktadır? Aslı’yı okulunda ziyaret ettiği bir gün anlık bir kararla Melih’i ziyaret etmenin doğru olacağına inanmıştır. Her türlü fala, pek çoğuna inanmasa da, aşırı ilgi gösterir. Gizemli konulara karşı çok ilgisi vardır. En sevdiği film türü korku filmleridir. Duygusal filmler izlerken de sulugöz bir kıza dönüşür. Tıp fakültesi son sınıfta da zekası sayesinde iyi bir öğrenci olmayı başarmaktadır. Sınav dönemlerinde çok gergin olur ama az ve öz çalışması her zaman meyve verir.

MELİH

Son derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor.

1967’de İzmir’de doğmuştur. Babası Ömer Değirmenci, Ödemiş’li büyük çiftlikleri olan bir adam iken yaşlanınca oğlu Melih’in Ege Üni. Tıp fakültesini kazanması bahane etmiş Ödemiş’teki mal varlığının önemli bir bölümünü satarak İzmir’de Alsancak’ta değerli emlak satın alarak İzmir’e taşınmıştır. Melih ailenin büyük oğludur. Kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunmaktadır. Melih’in annesi Nahide Hanım ise aslen Kuşadası’nda Osmanlı’dan kalan asilzade bir aileye mensup aristokrat yaradılışlı bir kadındır. Gençliğinde ailesinin maddi zenginliğinin gittikçe kötüleşmesi onu Ödemiş’li zengin biriyle evlenmeye itmiştir. Öte yandan Nahide Hanım, Ödemiş gibi küçük bir kasabada yaşıyor olmalarına rağmen bütün çocuklarını adeta saray terbiyesi ve disiplini içinde büyütmüştür. Nahide Hanım eşinin köylülüğünü beğenmese de yıllar boyu eşine ve çocuklarına bu konuyu sorun yapmamıştır. Fakat çocukları, başta Melih olmak üzere babası Ömer’i kaba ve köylü olmakla için için suçlamışlardır. Melih evin büyük çocuğu olarak Ömer ile derin bir rekabet içinde olagelmiştir. Bütün bunların sonucunda Melih son derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor oluvermiştir. Özgüveni yerindedir ancak yalnız kaldığı zamanlarda kendisi hakkında çok fazla kötü düşünen birisidir. İmajını sağlam ve sarsılmaz yapmaya çalışmaktadır. Giyimine, konuşmasına, tarzına dikkat eder, yavaş ve seçerek konuşur. Teorik olmaktan çok pratik bir insandır. Mesleğinin ve hayatın teorik yanlarına çok ilgi duysa da teorik konularda hızlı gelişme sağlayamaz. Bunda zekasındaki eksiklik değil de çevresel faktörler daha etkilidir. Oldukça zengin bir ailenin ferdi olmasının sonucu kendi ayarında bir burjuva çevresi içinde yaşamını sürdürmektedir. Babası Ömer Melih için İzmir’e taşınmıştır ancak Melih ondan bir kez daha kaçarak İstanbul’a taşınır. Çağdaş görüntüsünün altında son derece muhafazakar ve sabit fikirli bir adam vardır. Muhafazakarlık, politik anlamda değil yeni fikirlere kapalı olması anlamındadır. Ancak; Aslı ve Nevin ile yaşayacakları hipnoz deneyimleri onda oluşacak derin değişiklikler için bir başlangıç olacaktır.

OĞUZ

Gizemli, ürkütücü, çocuk ruhlu, “özel”…

 

 

Talk to Us
You can write us an E-mail to get more information about the Films,Hotels,Tours,party,people,hotels, restaurants,photos, pics, videos,jpeg,mpeg,vcd,dvd,cd,music, in Istanbul and all around Turkey  that you see the links down below.
Especially for groupe prices, new tours,shows,venues,festivals,music activities,dance nights, discounted hotels, short term flat rentals, studio flats, houses,  villas etc. are our main business subjects.  All you need to do is, sending us an E-mail......

E-mail :info@lesartsturcs.com


Click for ENGLISH Pages 1 - 2 - 3

 

Home Tours Payment&Conditions Services&Organisations About Us Contact Us What's New Press


Les Arts Turcs Tours :
Incili Cavus Sok.No:37/3  Alemdar Mah.Behind of Underground Cistern(Yerebatan Sarayi arkasi) Sultanahmet Istanbul/TURKEY
Tel:    90 [212] 511 21 98 - 511 21 98
Fax:   
90 [212] 527 68 59 - 638 76 06
e-mail:    alp@bazaarturkey.com
web:
    www.lesartsturcs.com