SIFIR DEDIGIMDE,sifir dedigimde,Mahkum,gokhan yorgancigil,Les Arts Turcs,lesartsturcs,nurdogan,Les Arts Turcs is sponsor of this film
turkey,turchia,turkei,turquia,hotels,hotels,gallery,estambul,istanbul,istambul,estambul
istanbul,turkish films,turkish cinema,turk sineması,sıfır dediğimde,sifir dedigimde,tours,gallery lesartsturcs,les arts turcs,nurdogan senguler
lesartsturcs,sifir dedigimde fragmani,sifir dedigimde afişi,oyuncular,oktay kaynarca,
Sifir Dedigimde Afişi,Sifir Dedigimde Fragmanı
Sıfır Dediğimde için “Halkla İlişkiler”
Filmimizin “Halkla İlişkiler” terimiyle de ifade edebileceğimiz reklam ve tanıtım işleri için Les Arts Turcs ile yapım firmamız arasında birlikte çalışma kararına varıldı. Les Arts Turcs, yıllardır ülkemizi yurt içi ve yurt dışında özgün projelerle ve başarıyla temsil etmiş bir kurum.Öte yandan Sıfır Dediğimde’nin PR çalışmalarında yer almak isteyen herkese kapımız açık. Özellikle Les Arts Turcs ile bu çalışmalarda stajyer olarak çalışmak, bilgi birikiminizi ve tecrübenizi artırmak istiyorsanız, bize kısa bir özgeçmişinizi de ihtiva eden bir başvuru e-postası atmanız yeterli.
Taking film production online
Monday, August 20, 2007
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=81067 Les Arts Turcs is sponsor of this film.
www.lesartsturcs.com
About us;
http://www.bazaarturkey.com/press/press.htm
www.mahkum.net
http://www.istanbullife.org/sifir-dedigimde.htm
The Internet has opened doors for many new adventures. The community that formed around his film’s blog has helped a 37-year old Turkish film director write his script, decide on locations, actors, and editing… He believes the Internet will prove to be a great venue to find fresh talent for the industry in Turkey YASEMİN SİM ESMEN
ISTANBUL – Turkish Daily News Oh, the wonders of the Internet…. they have gone beyond checking e-mails, networking, or research… The Web is no longer an element that makes life easier and the world smaller but it has also been changing how people live, make news, and films… One Turkish filmmaker finds out people blogging on his film's Web site can be perfect sources of feedback (and help). “A young person willing to make cinema cannot go knocking on a production firm's door because the possible answer he will get discourages him,” says Gökhan Yorgancıgil, the 37-year old writer and director of “Sıfır Dediğimde” (“When I Say Zero”). He believes there are many people in Turkey that cannot get involved in making films even though this is where their call and talent lies. But, he explains, they were able to get over these barriers thanks to the Internet. “There are many very talented people on our blog. They have real talent. You cannot, unfortunately see [the same degree of talent] in many scriptwriters working in the field today,” he says, clearly troubled about the current situation of Turkey's movie industry. He believes the Internet can provide the sector with fresh blood and talent. “When I Say Zero” is director Yorgancıgil's first feature film. He came up with the idea for the film when a psychologist friend of his recounted a hypnosis séance that he had conducted during his apprenticeship. A young student came to him suffering from dissociative amnesia, a condition where a person forgets as the body's response to prevent further pain. Online community's opinions matter Though its subject, hypnosis, is employed quite frequently in the thriller genre, what sets “When I Say Zero” apart from the rest is how, many people who did not know each other previously, collaborated to make it. “We are partners with the core team,” says the young director, “we have done some projects together previously.” But through the Internet, the partners have formed yet another team with people they had not met before. “We shared the synopsis on our blog on the Internet,” says Yorgancıgil. Something they had not expected happened. A social circle formed around the film's Web site, in which the script, the characters, Turkish cinema, and the language of cinema were being discussed. “We had an ‘online system.' The film took shape on the Internet, from writing of the script to the decisions about production,” he says. He asked the online community how they would go on with the story and shaped the story according to the feedback he received from the bloggers. “I reshaped the main story in accordance with these debates. I used all the input from our blog writers in the story,” says the young director. No social restrictions Yorgancıgil is very happy that the online community was very critical. “You can easily see if your idea is good, whether it will be successful. There are thousands of people that are ready to rip your project apart,” he says. He recounts one incident when the bloggers asked how scientific the hypnosis is in the film. “They told me it had to be based on scientific facts. We had to base it on scientific facts, and we did,” he adds. “On the Internet, there are no social restrictions. People may feel shy to criticize. But on the Internet, all is free, anyone can say whatever he or she pleases,” he says of the benefits of the Internet. He believes it was a very efficient way of working. Yorgancıgil relates they have become a real “team” and shared more than just ideas. “There were moments I was moved to the verge of tears,” he says explaining how one blogger offered to provide dinner for the filming team, another offered to lend his car. Every opinion counts The team screened the film to a test audience nearly six months ago, when the raw editing was done. It was a group of 100 people from various circles and we asked them survey questions. “I believe we are the first to do such a focus group study,” he says, adding, “And right now I am doing the final revisions based on the answers I got in the survey.” “It is a social project, a real collaborative project. I was not afraid to share my views, my thoughts. I was not afraid that my thoughts would be criticized. They should be criticized so that we can make it better. There were some weaknesses in the story but based on the criticism, you make up for these weaknesses.” He looks forward to the reaction of the audience. He complains that the film has become his “child” and that he can no longer look at the film objectively: “As I have been working on the project so long, I can no longer look at it with an objective eye. The audience will be making the evaluation,” he says. He adds he is very excited about the release. “When I Say Zero” is in post-production and runs approximately 90 minutes. The current release plan is for Nov. 2, 2007 with 70 copies around Turkey. The film is in Turkish, currently without subtitles. http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=81067
Online cemaat kurup altyapıyı oluşturdu filmini sonra çekti
28.08.2007 / Turkish Daily News / Haber
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=76866&ForArsiv=1 'Sıfır Dediğimde' filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Gökhan Yorgancıgil, senaryonun oluşumundan yapım aşamasına kadar birçok alanda internetteki cemaatten yardım aldı.
İnternetin harikaları, mail kontrol etmenin, diğer kullanıcılara bağlanmanın veya araştırma yapmanın ötesine geçti. İnternet artık sadece yaşamı daha da kolaylaştırıp dünyayı küçülten bir araç değil, insanın nasıl yaşayacağını, film ya da haber yapabileceğini de belirliyor. Film yapımcısı Gökhan Yorgancıgil, film senaryosu için kurduğu web-sitesine yazanların filmin oluşumunda önemli katkıları olabileceğini keşfetti. “Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor. “Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor. “Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor. Filmin konusu hipnoz Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu.
Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle. Sosyal kısıtlama yok Yorgancıgil, online cemaatin eleştirel olmasından son derece memnun. “Fikirlerinizin iyi olup olmadığını çok kolayca görebilirsiniz veya başarılı olup olmayacağını. Orada sizin projelerinizi deşmeye hazır binlerce insan var” diyor. Web-günlüğü yazarları hipnozun ne kadar bilimsel olduğunu sorduğunda konuyu tekrar ele aldığını belirterek ekliyor: “Hipnozun bilimsel temelleri olması gerektiğini söylediler. Onu bilimsel temeller üzerine inşa etmeliydik ve yaptık.” “İnternette sosyal kısıtlama yok. Normalde, insanlar eleştirilerini dile getirmekte utangaç davranabilir. Fakat internette, her şey serbest, herkes düşündüğü neyse açıklayabilir” diyor Yorgancıgil, internetin yararlarını sıralarken. İnternette fikir paylaşımının çalışmak için etkili bir yol olduğuna inanan Yorgancıgil, gerçek bir takım olduklarına vurgu yaparak fikirlerden daha çok şey paylaştıklarını söylüyor. “Ağlamanın sınırına geldiğim anlar oldu” diyor, web-yazarlarından birinin film ekibi için akşam yemeği hazırlamayı bir diğerinin ise arabasını ödünç vermeyi önerdiğini anlatırken. 2 Kasım'da gösterimde Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.” Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor. "Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor. Haber: Yasemin Sim Esmen http://www.istanbullife.org/sifir-dedigimde.htm
www.mahkum.net
İmece usulü bir film
Şimdilik sadece vizyona girmemiş bir film. Yakında internet ve kitapla birlikte İstanbul’un kapılarının ardında büyük ve gizemli bir öyküye tanıklık edeceğiz. ‘Sıfır Dediğimde’ için geri sayım başladı.
‘Sıfır Dediğimde’ bir hipnoz hikâyesi. Günümüzde geçen, masallarda da gezinen, dün ile yarın arasında bir seyir. Bu filmin en önemli özelliği nev-i şahsına münhasır bir tarzla çekilmesi. Senaryonun yazımından çekime, dağıtıma kadar her aşamasıyla tam bir imece usulüyle hayata geçmesi. Bir diğer özelliği de kitap ve internette tamamlanacak, İstanbul’un ara sokaklarında karşımıza çıkacak büyük bir hikâyenin parçası olması.
Filmin yönetmeni ve senaristi Gökhan Yorgancıgil yıllar önce psikiyatrist arkadaşından bir hikâye dinler ve çok heyecanlanır. Uzun süre zihninden çıkaramadığı bu öykü, kafasının içinde dolanır durur. Bunu nasıl değerlendirebilirim diye düşündüğünde ise mütevazı hayallere dalar: “Bir dijital kamera kullanırım, arkadaşlarım oynar, kurguyu da ben yaparım.” Bir yapımcıya da televizyona bel bağlamak istememesinin sebebi, müdahalelere maruz kalmadan tamamen kendi tarzında, ‘bağımsız’ bir film çekebilme isteğidir. Çevresinde sinemayla ilgilenen yedi arkadaşı ile sekiz ay boyunca sık sık toplanarak treatmanı ( filmin kısa öyküsü) şekillendirirler. Bu süreçte senaryo grubunun haberleşebilmesi için bir de web günlüğü kurarlar. Başlarda sadece grup içi iletişimi sağlayan bu günlüğü daha sonra herkesle paylaşmaya karar verirler. Böylece ‘Sıfır Dediğimde’nin hikâyesi de başlamış olur.
Yorgancıgil web günlüğü sayesinde katılımcılarla bildiği her şeyi paylaşma niyetindedir. Asıl amaç çekilecek filmin senaryosunu internette yapılan önerilerden yola çıkarak tamamlamaktır. Bu sebeple arkadaşlarıyla birlikte hazırladıkları treatmanı mahkum.net sitesine yerleştirir ve altına: “Siz olsaydınız bu hikâyeyi nasıl tamamlardınız?” diye yazar. Fakat internette sadece çekilecek film değil; sinema, çağdaş sanatlar üzerine de bir düşünce dairesi oluşturmaktır amacı. Şimdi, “Bu hayallerimin hepsi gerçekleşti.” diyor genç yönetmen. Kendi tabiriyle internetteki ‘ofis’lerinde çok şey öğrenmiş. Sadece bilgi paylaşımıyla da kalmamış üstelik bu web günlüğü. Film setinde çalışacak yetenekleri de keşfe sebep olmuş. Mahkum.net’in ilk açıldığı gün Yorgancıgil’e bir mail gelmiş: “Ben lise öğrencisiyim. Çalışmanızı bir arkadaşımdan duydum. Film için ne yapabilirim?” Projeyi başından beri takip eden Nihan Ünsal adlı bu genç, filmin çekimlerinde de görev almış. Sadece Nihal değil, internette projeye dahil olan çok sayıda kişi çekim aşamasında da yardımcı olmak istemiş. Kimi arabamı alın, istediğiniz gibi kullanın; kimi ise setinizde yemekleri yaparım demiş. Tabii ki çekim aşamasında bu tekliflerin hepsi değerlendirilememiş. Yine de çekimden set fotoğrafları her akşam internete aktarılarak, filmin akıbeti günbegün katılımcılarla paylaşılmış.
İMECE FİLME HOLLYWOOD DESTEĞİ
Senaryonun yazım aşamasında Kültür Bakanlığı Senaryo Yazım Desteği’ne de başvurup, olumlu cevap alır Yorgancıgil. Senaryosuna destek verdiği filmleri yapım aşamasında da dikkate alan bakanlık, ‘Sıfır Dediğimde’yi de görmezden gelmez. Böylece hak kazanılan fonlarla başlangıçta kurulan mütevazı hayallerin ötesinde profesyonel bir film çekebilecektir. Set yemeklerini yapma gibi yardımlara artık ihtiyaç kalmamıştır, yine de katılımcılardan vazgeçilemeyecek öneriler de vardır. Bunlar arasında en heyecan vericisi Yeni Zelanda’da bir yıl yaşamış birinden gelir. Yurtdışında yaşadığı sürece; Yüzüklerin Efendisi, Piyano, Yeni Hayat gibi filmlere görüntü yönetmenliği yapan Alun Bollinger ile tanışan ve samimiyeti ilerleten katılımcı, Yorgancıgil ile Bollinger arasında irtibatı sağlar. Altı ay boyunca yazışmalar yapılır. Bollinger, senaryoyu okur, çok beğenir hatta filmde görev almak üzere neredeyse anlaşma yapılacaktır. Fakat geçen yıl çekimlerin yapılacağı dönemde İngiltere’de terör tehditleri savrulunca Bollinger ile birlikte çalışma hayali başka bir bahara ertelenir.
Yorgancıgil’in hâlâ internetteki ofisinde irtibatları devam ediyor. Siteyi ziyaret edenlerin sayısı ortalama 700 bin. Fakat düzenli olarak siteye gelen 20 bin, bunlar arasında yönetmenin sürekli irtibat halinde olduğu ortalama 20-30 kişi var. Site ziyaretçileri arasında her kesimden insan görmek mümkün. Şu sıralar daha çok çekimleri biten filmin yapım aşamasında çalışmak istediğini söyleyenlere rastlanıyor. Kimileri de “İşiniz çok biliyoruz ama keşke bize bir hikâye daha verseniz de çalışsak.” diyor. Esasında Yorgancıgil de filmine internetten bu kadar rağbet edileceğini tahmin etmemiş: “Sinemayla ilgilenen çok kişi var fakat bu alana akabilecekleri bir kanal mevcut değil. Bizim projemiz sinema meraklılarına da bir ortam sağladı. Bu sebeple çok ilgi gördü.” diyor. Bu çalışma esnasında Türkiye’de nitelikli bir sinema izleyicisinin olduğunu da yeniden görme imkânı bulmuş. “Bunlar okumuş, yazmış, meraklı insanlar fakat çoğu Türk sinemasından beslenmiyor. Bizim blogumuzda Türkiye’nin siyasi gerginliklerine takılmadan, politize olmadan güzel tartışmalar yapıldı.”
BENİM OYUNCUM SENİNKİNDEN İYİ
Peki, bu kadar çok katılımcının olması zaman zaman seviyenin aşağı çekilmesine de sebep olmamış mı? Yorgancıgil, öykünün yazım aşamasında bunu hiç yaşamadıklarını söylüyor. Sebebi, seviyeyi düşürecek olanların sayfaya girdiklerinde bu ortamı bulamamaları, ölçülü tartışmaların arasında eriyip gitmeleri. Lakin oyuncu seçme esnasında sıkıntı yaşanmış. Filmin her aşamasında olduğu gibi oyuncu seçiminde de web günlüğündekilerin fikirleri alınmak istenince ortalık karışmış. Önce internete filmdeki ana karakterler ve onlar hakkında tüm bilgiler yazılmış. Daha sonra da ‘Sizce şu rolde kim oynamalı?’ sorusu sorulmuş. Elbette ciddiyetle cevap verenler olmuş. Fakat şıklardaki isimlerin hayranları Google arama motorunda sanatçıların adını yazdığında, mahkum.net’in anket sayfasına düşünce olay kontrolden çıkmış. Sayfadaki bilgileri okumadan hayran oldukları kişilere oy verenler, ‘Sen nasıl X oyuncusunu sevmezsin’ gibi tartışmalar zuhur edince anket geçerliliğini yitirmiş.
Neyse ki senaryo yazım aşamasında bu tür bir karmaşa çıkmamış. Fakat yine de bir hikâyeyi tamamlamak adına gelen yüzlerce fikri elemek zor olsa gerek. “Doğrusu alakasız fikirler işimizi zorlaştırmadı, onları elemek kolaydı. Fakat güzel fikirleri değerlendirmek için aynı şeyi söyleyemem.” diyor Yorgancıgil. Ne de olsa mevcut olanı değiştirmeyi ya da bu güzel düşünceden bir şekilde vazgeçmeyi gerektiriyor. Lakin yönetmenlik biraz da seçip eleyebilme sanatı; “Bizim işimiz bu. Bu yüzden seçerken tahmin ettiğimiz kadar bunalmadık.” Diyor Yorgancıgil. Onların işini kolaylaştıran biraz da öykünün iskeletinin tam manasıyla hazırlanması olmuş. Hikâye kurulurken çok detaylı bir çalışma yapılmış; filmin amacı, hedef kitlesi, üslubuna tam manasıyla karar verilmiş. Geriye ise bu iskeletin internette süslenmesi kalmış.
İZLEYİCİYİ BEKLEYEN BÜYÜK SÜRPRİZ
Yorgancıgil’in filmi vizyona girmek için kasım ayını bekliyor. Yönetmen ise ileriki projelerinde de benzer bir yöntemi deneyebileceğini söylüyor. Ona göre büyük yapımcı şirketleri de bu tür girişimlerde bulunarak yeni yetenekleri keşfedebilir. Çünkü Türkiye’de sinemaya meraklı ciddi bir genç potansiyel mevcut. Yorgancıgil’in izleyiciye bir de büyük sürprizi var. Çünkü ‘Sıfır Dediğimde’ filmi öykünün sadece bir bölümü. “Çok büyük bir hikâyeyi internet, kitap, film ve İstanbul’un her yerinde görebileceğiniz bir sürpriz sayesinde anlatmaya çalışıyoruz. Hepsinde bu öykünün farklı bir yanını göreceksiniz.” diyor. Anlaşılan bu esrarengiz hikâye yap-boz gibi tamamlanmayı bekliyor. Yorgancıgil bir tüyo daha veriyor: Karakterler internette yaşıyor. Filmdeki ana karakterlerin adlarını arama motorlarında taradığınızda karşınıza farklı ipuçları çıkacak ve sizi bambaşka bir yere doğru çekecek. Sonuçta hepsini birbiriyle ilişkilendirerek büyük hikâyeyi yukarıdan görebileceksiniz. Bu sırlı hikâyeyi çözmek için görünen o ki ilk önce filmin vizyona girmesini beklemek lazım.
Talk to Us
You can write us an E-mail to get more information about the Films,Hotels,Tours,party,people,hotels, restaurants,photos, pics, videos,jpeg,mpeg,vcd,dvd,cd,music, in Istanbul and all around Turkey that you see the links down below.Especially for groupe prices, new tours,shows,venues,festivals,music activities,dance nights, discounted hotels, short term flat rentals, studio flats, houses, villas etc. are our main business subjects. All you need to do is, sending us an E-mail......E-mail :info@lesartsturcs.com
Home,Tours,Payment&Conditions,Services&Organisations,About Us,Contact Us,What's New
Press,Les Arts Turcs Tours :Incili Cavus Sok.No:37/3 Alemdar Mah.Behind of Underground Cistern(Yerebatan Sarayi arkasi) Sultanahmet Istanbul/TURKEY
Tel: 90 [212] 511 21 98 - 511 75 56 - 511 22 96
Fax: 90 [212] 511 21 98 - 520 77 43
e-mail: info@lesartsturcs.com
web: www.lesartsturcs.com
SIFIR DEDIGIMDE,SIFIR DEDİĞİMDE ÖYKÜ
Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Sanat tarihi hocası Müfit, çok yetenekli olduğunu düşündüğü Aslı'yı doğu tarzı minyatürler konusunda yönlendirmiştir. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı'yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr.Melih, rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı'yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz. Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Melih, böylece Aslı'yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin'in ısrarları ve Melih'in, Aslı'nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih'in hipnoz seansına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı'yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı'ya telkin eder: "Yaşlı kadını takip et". Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin'e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır. Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada'ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.
SIFIR DEDİĞİMDE,PLOT,
Genç bir kız okulundaki hocasından ödünç aldığı değerli bir kitabı kaybeder. Kitabı nerede ve nasıl kaybettiğini hatırlayamayan kız bunalıma sürüklenince en yakın arkadaşı tarafından bir psikiyatriste götürülür. Psikiyatrist, hipnozla kızın kitabı bulmasına yardım ettiği sırada hipnoz içinde beklenmedik şekilde yabancı bir adamla karşılaşır. Hipnoz içinde karşılaşılan gizemli bir adam ve dış dünyada gerçekleşen beklenmedik bir kovalamaca ile gizemli olayların kapısı aralanmaya başlamıştır. Geleneksel Türk masalları ve hipnoz dünyasına geçişlerle unutulmuş bazı gizemli kişi ve olaylar tekrar hatırlanacaktır.
MASALLARBir Sine-Masal.
Geleneksel masallar, C.G.Jung'un deyimiyle toplumsal alt benliğin derin izlerini taşırlar. Yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa aktarılan, büyükannelerin bir kandil ya da ocağın ışığında etrafına topladığı torunlarına anlatageldiği, sonra da o torunların yaşlanıp büyükanne olduğunda bambaşka ufaklıkların hayalgücünde yeni ve heyecan verici dünyalar kuran hem yerel hem de evrensel anlatılardır, masallar. Bizim masallarımız ise kendi kültür kodlarımızın sergi alanı gibidir.Türk masalları kültür dünyamızda hakettiği ilgiyi görmüyor. Küreselleşme ya da postmodernite "yerel" hayatlarımızı kuşattıkça geleneksel olan, klasik olan unutulmaya yüz tutuyor. Her biri kültürümüzde çok katmanlı anlamlara sahip Kaf Dağı, Zümrüd-ü Anka, devler, saraylar, yeraltı ülkeleri, cinler, periler; İstanbul'dan ta Çin'e kadar uzanan bir coğrafyanın yüzyıllar boyunca hayalgücünde yaşamış, 1001 Gece masallarıyla batı edebiyatını da derinden etkilemiş devasa bir birikim. Türk sineması, eğer "bizim sinemamız" olacaksa, bu Kaf Dağı kadar heybetli kültürel birikime kayıtsız kalmak elbette ki doğru olmayacak. "Sıfır Dediğimde"nin öyküsü temelinde işte bu tarihsel ve toplumsal alt benliğe yaslanıyor. Geleneksel Türk ve doğu masallarının semantik ve sinemasal bir yansımasıdır "Sıfır Dediğimde".HİPNOZ
Hipnoz, gizemleri henüz çözülememiş insan beyninin, mevcut hallerinden biri. İnsan beyni bütün evrende bilebildiğimiz kadarıyla en karmaşık yapı. Böyle olunca da gizem ihtiva ediyor olması kulağa garip gelmiyor. Hipnoz hali, uykuya benzediği için uzun yıllar boyunca uykunun değişik bir durumu olarak algılanmış olsa da son dönemlerde hipnozun fizyolojik anlamda uyku ile bir benzerliği olmadığı ortaya çıkmıştır. Hipnoz bugün tıpta bazı ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığı gibi kitle iletişi araçlarında şov amacıyla da kullanılabilmektedir. Hipnozun bilimsel değeri bir yana, farklı bir bilinç düzeyini temsil ediyor oluşu hipnozun edebiyata ve sinemaya da sıkça konu olmasıyla sonuçlanmıştır.Sıfır Dediğimde ise hipnoz etrafında bir öyküyü anlatırken hipnozu "gerçeklik"ler arası bir geçi aracı olarak kullanıyor. Hipnoz; masallar, rüyalar ve gerçek dünya arasında bir köprü hatta bir metafor ortamı olarak karşımıza çıkıyor.Dissosiyatif Amnezi; insanın yaşadığı ruhsal bir travma sonrası yaşadığı geçici bir hafıza kaybı olarak tanımlanabilir. Kişinin hafızasından, yaşadığı bir zaman dilimi, hiç olmamış gibi yok olabiliyor. Ve hipnoz, bilinç düzeyinde hatırlanamayan bu zaman dilimini farklı bir bilinç düzeyindeki izlerini ortaya çıkarmada, bugünün tıp bilimi tarafından da kullanılan geçerli bir yöntem.Sıfır Dediğimde'nin öyküsünü anlatırken elimizde farklı bilinç düzeyleri arasında geçişi sağlayan bir köprümüz var: Hipnoz.PSİKİYATRİ:Psikiyatri ve sinema her zaman iç içe olmuştur. En sevilen filmler içinde One Flew Over Cuckoo's Nest, Twelve Monkeys gibi psikiyatri ile yakından ilgilenen çok sayıda film olduğuna şahit oluyoruz. İnsan ruhunun gizemleri, edebiyatı olduğu gibi sinemayı da derinden etkilemeye devam ediyor. Modern psikiyatrinin gelişimi içinde de değişik akımlar, zaman zaman günyüzüne çıkıyor ve baskın bir hal alabiliyor. Sıfır Dediğimde, bugünün psikiyatrisi içinde önemli iki ekolün temel fikirlerini de tartışmaya açıyor. Bu ekollerden bir tanesi Freud ismiyle temsil edilebilecek daha geleneksel olan, terapi üzerine kurulmuş bir sistem. Diğeri ise psikiyatrinin son dönemlerinde daha belirgin hale gelen biyolojik psikiyatri. Sıfır Dediğimde'de, Dr.Melih Yoncakul'u (Hazım Körmükçü) bu iki ekol arasında gidip gelen bir psikiyatrist olarak göreceksiniz.SEMBOLLER:
Doğu'nun gizemi, sembollerle kurulur. Şehrazat'ın anlattığı her öykü hem iç içedir hem de derdini anlatırken çok farklı sembolleri ard arda sıralar. Doğu'da hiç bir öykü doğrudan hedefine gitmez. Ortada görünen bir şeyler her zaman olsa da görünmeyen ve daha kıymetli olan şeyler hep gizli ve gizemli kalır. Ve dünyanın gizemli başkenti İstanbul'da geçen Sıfır Dediğimde; öykü anlatımı yönüyle hem doğulu öykücülüğe hem de batı anlatım tekniklerine yaslanmıştır. Eski ile yeni, zahir ile batın, doğu ile batı, gerçek ile hayal iç içedir, Sıfır Dediğimde'de.
'Sıfır Dediğimde' Film KünyesiOyuncular
Oğuz...............Oktay Kaynarca
Melih........... Hazım Körmükçü
Nevin...............Görkem Yeltan
Aslı..................... Damla Tokel
Genç Müberra.........Özge Özder
Müfit.................Semih Sergen
Küçük Oğuz...........Erce Önder
Yaşlı Müberra...........Nur Kuran
Talat....................Özhan Carda
İbo.......................Aykut Bilgin
Sekreter............Gülsevin Aydın
Hasta.........................Ali Kaya
Taksici1.................Rafi Emekçi
Taksici2 .................Zafer Nedir
Burgaz Esnafı.....Eyüp Macunlu
Osman Çelikkıran
Yılmaz Yancak
Erhan Turhan
İstavridis...........Rıza Pekkutsal
Yazan ve Yöneten
Gökhan Yorgancıgil
Yapımcılar
Şakir Sarı
Gökhan Yorgancıgil
Görüntü Yönetmeni
Doğan Sarıgüzel
Ses
Aliekber Doğan
Kurgu
Savaş Doğan
Müzik
Volkan Topsakal
Sanat Yönetmeni
Ümit Erzurumlu
Yardımcı Yönetmen
Ayhan Özen
Işık Şefi
Seydi Kaya
Yapım Koordinatörü
Yılmaz Yancak
Kostüm
Selma Aydemir
Yönetmen Yardımcıları
Melda Özvanlıgil
Ceren Özen
Nihan Ünsal
Yapım Yardımcıları
Dilek Alaca
Tülin Yancak
Ceyda Gamzeli
Alkım Özmen
Bekir Sarı
Umut Vural
Buket Kurtez
Set Amiri
Akın Ayhan
Set Ekibi
Gökhan Şen
Ferhat Güner
Murat Berber
Öykü
Akif Malatyalı
Alihan Aydın
Aslı Avcu
Cem İşeri
Murat Pay
Okan Çullu
Sabri Naşit Battlo
Ümit Cankay
Danışmanlar
Prof. Dr. Kerem Doksat
Doç. Dr. Haluk Savaş
Tarkan Ateşmen
Dr. Melih Bulu
Barış Özcan
Kamera Asistanları
Halil Çekiç
Ali Özel
Video Asist
M. Akif Malatyalı
Işık Şefi Asistanları
Sercan Balım
Ali Erdoğan
Emre Kaya
Sanat Yönetmeni Yardımcısı
Özgür Yener
Sanat Yönetmeni Asistanları
Özlem Erzurumlu
Ali Yalçınkaya
Makyöz
Gülçin Bayar
Kuaför
Orhan Zoba
Boom Operatörleri
Ahmet Kartal
Gökhan Dirin
DollyOperatörü
Aris Aslan
Panter Asistanı
Asım Savaş
Ulaşım
Barış Top
Ali Efe
Akın Ayhan
Mehmet Yarsoy
Hüseyin Özkoca
Fotoğraflar-Kamera Arkası Belgeseli
Okan Çullu
Post Prodüksiyon
Sinefekt
Ses Stüdyoları
İmaj
Melodika
Video Efektler
Ümit Cankay
Animasyon
Alemşah Öztürk
Vertigo
Ekipman Kiralama
Film Sokağı Stüdyoları
Oktay Kaynarca
Hazım Körmükçü
Görkem Yeltan
Damla Tokel
Semih Sergen
Özge Özder
Rıza Pekkutsal
Özhan Carda
Erce Önder
Nur Kuran
Gülsevin Aydın
Ali Kaya
Aykut Bilgin
Rafi Emekçi
Zafer Nedir
Eyüp Macunlu
Osman Çelikkıran
Yılmaz Yancak
Erhan Turhan
Yardımcı Oyuncu Ajansı
SLAYT
Yardımcı Oyuncular
Abdülkadir Akdeniz
Adem Şengür
Ahmet Akbulut
Ahmet Gençay
Ahmet Göl
Ahmet Kaçmaz
Ahmet Özen
Akın Kaya
Alan Akın
Yarımdı Oyuncular
Ali Yener
Asım Ergin
Atakan Çağlayan
Aysel Saraç
Ayşe Canıpek
Baykan Soy
Bayram İpeklen
Bedriye Yurtsever
Beray EvrenBetül Güçkan
Bökehan Gün
Burçak Arık
Bülent Emin Sayman
Cahide Karaman
Cihan Bozkurt
Doğukan Kandemir
Eda Yıldırım
Elif Gülver
Elif Sezer
Elif Yılmaz
Emel Kalafat
Erdal Çakır
Eren Ulusoy
Fadime Çiçek
Fatih Suskun
Feramüs Kaya
Ferhat Semetay
Figen Aksakallı
Gizem Arslan
Göksu Başaran
Güler Oynar
Hasan Gülmez
Haydar Çılbıyık
Hülya Akan
İsmail Baklavıcıoğlu
Kamber Levent Kütüçoğlu
Levent Bayezıt
Mehmet Koç
Mehmet Mertoğlu
Memnune Kaya
Mine Eğeroğlu
Mithat Özden
Murat Mahsenoğlu
Mustafa Çavdar
Mustafa Gülgen
Mübeccel Kıraççı
Mürsel Kahraman
Nalan Mahsenoğlu
Natolya Diçle
Nermin Nil Arıner
Nesrin Tuncer
Nevin Akpınar
Nezahat Oynar
Nilay Tatlıöz
Nurcan Güner
Nursel Kahraman
Nursel Kıraççı
Olgu Ay
Orhan Yalova
Özer Onur Özus
Özkan Yüksel
Özlem Dramalı
Pelin Putak
Perihan Çakır
Rıza Ağırbaş
Rüya Uysal
Sadettin Tanış
Sadullah Özdemir
Salih Aydın Suna
Samet Karadaş
Sedat Coşkun
Semih Eres
Semra Altan
Semra Batu
Sevcan Taşaner
Sevinç Şevkli
Songül Yılmazgöz
Şakire Mertoğlu
Şerife Özdemir
Tahsin Yıldırım
Tuğba Dramalı
Turgut Zeytin
Ümit Özbakır
Vedat Ünal
Vefa Yıldız
Veli Babataş
Yalçın Koçak
Yıldız Doğan
Yunus Akçay
Yunus Bektaş
Yurdagül Kural
Yusuf Öztürk
Yüksel Sezgin
Zeki Doruk Yüksel
Zerrin Zafer
Zeynep Şahin
Zuhal İnceYapım
SEKANSSponsorlar
Ford Otomotiv A.Ş.
İspark
Bekart Catering
İDO
İletişim Sponsoru
Les Arts Turcs
www.lesartsturcs.com
TeşekkürlerYEDİTEPE Üniversitesi
Yücel Çakmaklı
Burgaz Ada Esnafı ve Halkı
Adalar Belediyesi
İstanbul Emniyet Müdürlüğü
SSK Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Baş Hekimliği
Süleyman Taygar
Muhammed Mısır
Dr. Ahmet Paksoy
Devletşah A. Özcan
Gürkan Vural
Mustafa Özyurt
Talk to Us
You can write us an E-mail to get more information about the Films,Hotels,Tours,party,people,hotels, restaurants,photos, pics, videos,jpeg,mpeg,vcd,dvd,cd,music, in Istanbul and all around Turkey that you see the links down below.Especially for groupe prices, new tours,shows,venues,festivals,music activities,dance nights, discounted hotels, short term flat rentals, studio flats, houses, villas etc. are our main business subjects. All you need to do is, sending us an E-mail......E-mail :info@lesartsturcs.com
Home,Tours,Payment&Conditions,Services&Organisations,About Us,Contact Us,What's New,Press,
Les Arts Turcs Tours :Incili Cavus Sok.No:37/3 Alemdar Mah.Behind of Underground Cistern(Yerebatan Sarayi arkasi) Sultanahmet Istanbul/TURKEY
Tel: 90 [212] 511 21 98 - 511 75 56 - 511 22 96
Fax: 90 [212] 511 21 98 - 520 77 43
e-mail: info@lesartsturcs.com
web: www.lesartsturcs.com
SIFIR DEDİĞİMDE ÖYKÜ
Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Sanat tarihi hocası Müfit, çok yetenekli olduğunu düşündüğü Aslı'yı doğu tarzı minyatürler konusunda yönlendirmiştir. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı'yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr.Melih, rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı'yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz. Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder. Melih, böylece Aslı'yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin'in ısrarları ve Melih'in, Aslı'nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih'in hipnoz seansına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı'yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister. Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı'ya telkin eder: "Yaşlı kadını takip et". Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin'e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır. Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada'ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.
SIFIR DEDİĞİMDE
PLOT
Genç bir kız okulundaki hocasından ödünç aldığı değerli bir kitabı kaybeder. Kitabı nerede ve nasıl kaybettiğini hatırlayamayan kız bunalıma sürüklenince en yakın arkadaşı tarafından bir psikiyatriste götürülür. Psikiyatrist, hipnozla kızın kitabı bulmasına yardım ettiği sırada hipnoz içinde beklenmedik şekilde yabancı bir adamla karşılaşır. Hipnoz içinde karşılaşılan gizemli bir adam ve dış dünyada gerçekleşen beklenmedik bir kovalamaca ile gizemli olayların kapısı aralanmaya başlamıştır. Geleneksel Türk masalları ve hipnoz dünyasına geçişlerle unutulmuş bazı gizemli kişi ve olaylar tekrar hatırlanacaktır.
MASALLARBir Sine-Masal.
Geleneksel masallar, C.G.Jung'un deyimiyle toplumsal alt benliğin derin izlerini taşırlar. Yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa aktarılan, büyükannelerin bir kandil ya da ocağın ışığında etrafına topladığı torunlarına anlatageldiği, sonra da o torunların yaşlanıp büyükanne olduğunda bambaşka ufaklıkların hayalgücünde yeni ve heyecan verici dünyalar kuran hem yerel hem de evrensel anlatılardır, masallar. Bizim masallarımız ise kendi kültür kodlarımızın sergi alanı gibidir.Türk masalları kültür dünyamızda hakettiği ilgiyi görmüyor. Küreselleşme ya da postmodernite "yerel" hayatlarımızı kuşattıkça geleneksel olan, klasik olan unutulmaya yüz tutuyor. Her biri kültürümüzde çok katmanlı anlamlara sahip Kaf Dağı, Zümrüd-ü Anka, devler, saraylar, yeraltı ülkeleri, cinler, periler; İstanbul'dan ta Çin'e kadar uzanan bir coğrafyanın yüzyıllar boyunca hayalgücünde yaşamış, 1001 Gece masallarıyla batı edebiyatını da derinden etkilemiş devasa bir birikim. Türk sineması, eğer "bizim sinemamız" olacaksa, bu Kaf Dağı kadar heybetli kültürel birikime kayıtsız kalmak elbette ki doğru olmayacak. "Sıfır Dediğimde"nin öyküsü temelinde işte bu tarihsel ve toplumsal alt benliğe yaslanıyor. Geleneksel Türk ve doğu masallarının semantik ve sinemasal bir yansımasıdır "Sıfır Dediğimde".HİPNOZ
Hipnoz, gizemleri henüz çözülememiş insan beyninin, mevcut hallerinden biri. İnsan beyni bütün evrende bilebildiğimiz kadarıyla en karmaşık yapı. Böyle olunca da gizem ihtiva ediyor olması kulağa garip gelmiyor. Hipnoz hali, uykuya benzediği için uzun yıllar boyunca uykunun değişik bir durumu olarak algılanmış olsa da son dönemlerde hipnozun fizyolojik anlamda uyku ile bir benzerliği olmadığı ortaya çıkmıştır. Hipnoz bugün tıpta bazı ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığı gibi kitle iletişi araçlarında şov amacıyla da kullanılabilmektedir. Hipnozun bilimsel değeri bir yana, farklı bir bilinç düzeyini temsil ediyor oluşu hipnozun edebiyata ve sinemaya da sıkça konu olmasıyla sonuçlanmıştır.Sıfır Dediğimde ise hipnoz etrafında bir öyküyü anlatırken hipnozu "gerçeklik"ler arası bir geçi aracı olarak kullanıyor. Hipnoz; masallar, rüyalar ve gerçek dünya arasında bir köprü hatta bir metafor ortamı olarak karşımıza çıkıyor.Dissosiyatif Amnezi; insanın yaşadığı ruhsal bir travma sonrası yaşadığı geçici bir hafıza kaybı olarak tanımlanabilir. Kişinin hafızasından, yaşadığı bir zaman dilimi, hiç olmamış gibi yok olabiliyor. Ve hipnoz, bilinç düzeyinde hatırlanamayan bu zaman dilimini farklı bir bilinç düzeyindeki izlerini ortaya çıkarmada, bugünün tıp bilimi tarafından da kullanılan geçerli bir yöntem.Sıfır Dediğimde'nin öyküsünü anlatırken elimizde farklı bilinç düzeyleri arasında geçişi sağlayan bir köprümüz var: Hipnoz.PSİKİYATRİ:Psikiyatri ve sinema her zaman iç içe olmuştur. En sevilen filmler içinde One Flew Over Cuckoo's Nest, Twelve Monkeys gibi psikiyatri ile yakından ilgilenen çok sayıda film olduğuna şahit oluyoruz. İnsan ruhunun gizemleri, edebiyatı olduğu gibi sinemayı da derinden etkilemeye devam ediyor. Modern psikiyatrinin gelişimi içinde de değişik akımlar, zaman zaman günyüzüne çıkıyor ve baskın bir hal alabiliyor. Sıfır Dediğimde, bugünün psikiyatrisi içinde önemli iki ekolün temel fikirlerini de tartışmaya açıyor. Bu ekollerden bir tanesi Freud ismiyle temsil edilebilecek daha geleneksel olan, terapi üzerine kurulmuş bir sistem. Diğeri ise psikiyatrinin son dönemlerinde daha belirgin hale gelen biyolojik psikiyatri. Sıfır Dediğimde'de, Dr.Melih Yoncakul'u (Hazım Körmükçü) bu iki ekol arasında gidip gelen bir psikiyatrist olarak göreceksiniz.SEMBOLLER:
Doğu'nun gizemi, sembollerle kurulur. Şehrazat'ın anlattığı her öykü hem iç içedir
hem de derdini anlatırken çok farklı sembolleri ard arda sıralar. Doğu'da hiç bir öykü
doğrudan hedefine gitmez. Ortada görünen bir şeyler her zaman olsa da görünmeyen ve
daha kıymetli olan şeyler hep gizli ve gizemli kalır. Ve dünyanın gizemli başkenti
İstanbul'da geçen Sıfır Dediğimde; öykü anlatımı yönüyle hem doğulu öykücülüğe hem
de batı anlatım tekniklerine yaslanmıştır. Eski ile yeni, zahir ile batın, doğu ile
batı, gerçek ile hayal iç içedir, Sıfır Dediğimde'de.
Aslı, Damla Tokel oldu!Masallarla yaşayan, resimlerini çizerken masallar dünyasında kaybolan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi Aslı, Damla Tokel oldu. Damla Tokel genç ve yetenekli bir isim. Damla ile Aslı rolü için ilk görüşmemiz 2005′in yaz aylarına rastlıyor. Damla’da, siz de Aslı’ya ait belirgin özellikleri kolaylıkla göreceksiniz. Eminiz ki Damla, yakın bir gelecekte “en yetenekli genç oyuncular” arasında kendisine üst sıralarda kalıcı bir yer edinecek. Yolun açık olsun DamlaOktay Kaynarca da Mahkum’da…
Bir buçuk yıl önce Mahkum.net ile çıktığımız “Mahkum” yolculuğumuza Oktay Kaynarca da katıldı. Deneyimli oyuncu, projemizde çok özel ve çok farklı bir şekilde kamera önünde olacak. Mahkum’da Oktay Kaynarca’yı, daha önce hiç görmediğiniz bir karakterde göreceğinizi şimdiden size müjdeleyebiliriz.
Melih karakterinde Hazım Körmükçü…Melih karakterini canlandırması için tiyatro kökenli sanatçılarımızdan Hazım KÖRMÜKÇÜ ile anlaştık. Fareli Köyün Kavalcısı, Lüküs Hayat ve Çalıkuşu gibi tiyatro oyunlarında sergilediği oyunculuğu ile herkesin takdirini kazanan Körmükçü; Ali, Eylül Fırtınası, Kardan Adamlar sinema filmlerinde, ve Canım Annem, Alacakaranlık, Dedem Gofret ve Ben adlı televizyon dizilerinde de rol aldı. Oyuncu kimliğinin yanı sıra Körmükçü, vurmalı (percussion) sazlar dalında profesyonel bir müzisyen.Duayen Sanatçı Semih Sergen de ekibimize katıldı…Bugüne kadar çok sayıda filme emek vermiş, binlerce kez tiyatro sahnesine çıkmış ve sayısız öğrenci yetiştirmiş, Türk sinema tarihinin büyük ve usta ismi, Semih SERGEN ile filmimizin Müfit karakteri için anlaştık. Güçlü sesiyle büyüleyen ve oyunculuğuyla hayran bırakan Semih Sergen, Mahkum’da da yer alıyor…
Görkem Yeltan, Nevin rolünü canlandırıyor…Filmimizin neşeli, deli dolu kızı Nevin’i
canlandırması için ise, kendi hareketliliği ve sempatik tavrı ile Nevin karakteri ile
örtüştüğüne inandığımız, ‘’Yılan Hikayesi’’, ‘’Biz Size Aşık Olduk’’ ve
‘’Davetsiz Misafir’’ vb. dizilerinden beğeniyle hatırladığımız Görkem YELTAN ile anlaştık.
Mahkum’un mevcut senaryosunda masalların çok önemli bir yeri var. Aşağıdaki masal Anadolu’da geçekten yaşayan, nesilden nesile aktarılan masallardan biridir. Mevcut senaryomuzda kullanıldığı haliyle masalımızı okuyabilirsiniz.Küçük Oğlan ve Zümrüd-ü Anka KuşuBir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, sinek berber iken, katır çalgıcı, eşek köçek iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken üç tane erkek çocuğu olan bir padişah varmış.
Bu padişahın bir de dillere destan bahçesi varmış ama bu bahçeye gel zaman git zaman bir Dev dadanmış. Dev hem bahçeye durmadan zarar veriyormuş hem de padişaha meydan okuyormuş. Birgün padişahın oğullarından büyüğü ileri atılmış ve Dev’i öldüreceğini söylemiş. Silahlarını kuşanıp Dev’in karşısına çıkmış ama Dev’i görünce korkusundan eli ayağına dolaşmış. Dev de aleviyle onu yakıp bayıltmış. Sonra ortanca oğlan da aynı şekilde Dev’in karşısına çıkmış ve o da mağlup olmuş. Sıra küçük oğlana gelince çok iyi ok kullanan küçük oğlan Dev’i bir okla yaralamış. Dev kaçmaya başlayınca da peşinden kovalamış. Dev, bir kuyudan içeri dalmış ve gözden kaybolmuş. Bunu gören ağabeyleri kendilerinden utanıp Dev ile küçük kardeşlerinin peşinden kuyuya dalmışlar. Kuyunun dibi çok derin ve ipleri de ince ve kısa olduğu için son çare olarak küçük kardeşlerini kuyunun dibine sarkıtmışlar. İp dibe ulaşmasına yetmemiş ama yiğit oğlan, kendini kuyunun dibine bırakıvermiş. Bir de görmüş ki kuyunun dibinde üç tane dünya güzeli kız gergef işler. Kızlara yaralı Dev’i sormuş. Kızlar, “o bizim bekçimizdir” demişler. Tam o sırada Dev tekrar oğlanın karşısına öfkeyle çıkmış ama bu sefer oğlanın oklarından kurtulamış. Oğlan devi öldürmüş ve yukarıda haber bekleyen abilerine aşağıya uzunca ve sağlam bir ip sarkıtmaları için seslenmiş. Kızların en büyüğünü ipe bağlamış ve büyük abisine “bu senin” diye göndermiş. Sonra ortanca abisine seslenmiş ve kızların ortancasını göndermiş “abiciğim bu da senin”. Bir de bakmış ki kızların en güzeli küçüğüdür. Kızların küçüğünü de ipe bağlamış “ve bu da benim hakkım” diyerek yukarı göndermiş. Abileri küçük kızın güzelliğini görünce şaşkına dönmüşler. “en güzelini kendisine saklamış” diyerek kıskançlığa başlamışlar. Ve ipin ucunu bırakarak küçük kardeşlerini kuyunun dibinde yapayalnız bırakmışlar.Devle dövüştüğü için zaten çok yorgun olan oğlan, ipin de düştüğünü görünce bir ihanete uğradığını anlamış ve kuyunun dibindeki bir geçitten geçerek, bir yeraltı ülkesine gelmiş. Yorgunluktan bitap düştüğü için uyuyacak bir ağaç dibi ararken üzerindeki kuş yuvasındaki yumurtalara doğru hain bir yılanın yaklaşmakta olduğu bir ağaç bulmuş. Bir ok atışıyla yılanı öldürmüş ve ağacın dibinde uykuya dalmış.Uyandığında ne görsün… Pırıl pırıl tüylü dev bir kuş, kanatlarını açmış oğlana gölge yapıyor. Oğlan, kuşun kurtardığı yumurtalar için minnettar olduğunu anlamış. Kuş konuşmaya başlamış: “Bana Zümrüd- ü Anka kuşu derler. Kuşların efendisiyim. Bu hain yılandan yavrularımı kurtardığın için sana minnettarım”. Ve ardından ilave etmiş “al bu iki tüyümü, ne zaman başın sıkışırsa bunları birbirine sürt ben koşar gelirim ve derdine çare olurum” demiş.Oğlan Zümrüd-ü Anka kuşunun yanında ona ait iki tüyü alarak uzaklaşmış. Tek bir amacı varmış. Yeraltı dünyasından kurtulmak ve tekrar yeryüzüne çıkabilmek… Birden aklına gelmiş. “Madem Zümrüd-ü Anka kuşundan iki tüy aldım ve o benim isteklerimi yerine getirecek… O halde neden ondan beni yeryüzüne çıkarmasını istemiyorum?” Tüyleri birbirine sürtmüş ve kuş da hemen orada belirivermiş… “Beni yeryüzüne çıkar”. “Tamam” demiş kuş. Ve oğlanı sırtına almış.Oğlan kuşun sırtına atlamış ve hemen yola çıkmışlar ve çok uzun süreler yolculuk yapmışlar. Yeryüzüne vardıklarında oğlanın ülkesine varabilmesi için de bir hayli yürümesi gerekmiş. Ama nihayetinde babasının ve kardeşlerinin yaşadığı şehre varmış.Şehre vardığında babasından ve abilerinden haber almak isteyen oğlan, abilerinin kırk gün sonra kuyudan çıkan iki kızla nikahı olacağını öğrenmiş. Babasını çok özlemiş olsa da saraya hemen gidip kimliğini açıklamak istememiş. Kardeşlerinin babasına neler anlattığını merak etmiş. Kendine bir kuyumcu dükkanında iş bulmuş, çalışmaya başlamış. Ama kim olduğu belli olmasın diye de başına bir işkembe geçirmiş ve bir keloğlan oluvermiş.
Sarayda ise bir düğün telaşı her yeri sarmış. Sarayın en güzel mücevherleri gelinler için hazırlanmış ama elmas bir dal parçasından sadece bir tane varmış. Bunun üzerine gelinler arasında anlaşmazlık çıkmasın diye ülkenin en yetenekli kuyumcusu çağırılmış ve hayatı pahasına da olsa ikinci bir elmas dal yapması istenmiş. Kuyumcu yapamam dediyse de dinletememiş. Ve biliyor musun canım oğlum benim? O kuyumcunun çırağı da bizim küçük veliahtmış-Veliaht ne anne?Padişahın küçük oğluymuş yani. Herneyse… Kuyumcu kara kara ne yapacağını düşünürken çırağı ona demiş ki “İstediğin elmas dalı ben yaparım! ama ben şu odaya kapanacağım ve kırk gün boyunca kimse beni görmeyecek” demiş. Kuyumcu çaresiz oğlanın isteğini kabul etmiş. Oğlan odasına kapanmış ama anahtar deliğinden gizli gizli oğlanı gözetleyen kuyumcu 39 gün boyunca oğlanın hiç birşey yaptığını görmemiş. Oğlan yan gelip yatmış. Nihayet kırkıncı gün oğlan, sahip olduğu iki tüyü tekrar birbirine sürtmüş ve Zümrüd-ü Anka kuşu hemencecik odasında belirivermiş… Belirmiş ve oğlanın istediği elmas dalı yapması bir olmuş. Padişahın askerleri elmas dalı almaya geldiklerinde oğlan “illa ki ben kendi elimle padişaha teslim edeceğim” dediğinde dalı kırmasından korktukları için mecburen kabul etmişler.Padişaha elmas dalı uzatırken “sizde de bana ait bir şey var” demiş. Herkes keloğlanın bu cüretine şaşmış. Padişah merak ve öfkeyle “neymiş o?” diye sormuş. Oğlan “kuyudan çıkan en küçük kız benimdir” demiş. Padişah daha da öfkelenmiş “Bu ne cüret!” diye haykıracakken oğlan “eğer kızın sırtında tam benim elime uygun bir leke bulursanız kız benimdir eğer leke yoksa benim değildir” demiş. Hemen kızın sırtını açmışlar bakmışlar bir de ne görsünler… Kızın sırtında tam keloğlanın eli büyüklüğünde bir leke. Meğer bizim küçük oğlan devi öldürdükten sonra kuyunun dibindeyken kanlı elleriyle kızın sırtından tutarak ipe bağlamış… Elinin kanlı izi kurumuş ve hep kızın sırtında kalmış… Padişah bu izi görünce anlamış ki o oğlan kendi öz oğludur… Keloğlan da padişahın, durumu anlayıp ağlamaya başladığını görünce kafasındaki işkembeyi çıkarmış ve babasına sarılmış. Baba oğul uzun süre hasret gidermişler. Padişah oğlanın ağabeylerine kızacak olmuş ama küçük oğlan babasına engel olmuş. Abileri de hatalarını anlayıp pişman olmuşlar.Çekimler Ondördüncü GünBurgaz Ada’daki çekimlern ilk günü. Burada önemli işler bizi bekliyor.
Çekimler Dokuzuncu GünÇekimlerin dokuzuncu günüe ait izlenimleri sayfalarımızda bulabilirsiniz.
SIFIR DEDIGIMDE PROJESI
Çekim! Işıklar! Kamera! Motor! Mahkum gerçek bir olaydan yola çıkarak farklı dünyaların kapılarını aralıyor.Bir sinema filmi. Henüz çekilmemiş, çekime hazır bir proje. Bir sinema filmi, yazarının kafasında şekillenmeye başladığı andan itibaren çok değişik evrelerden geçer. Mahkum son evreye gelmiş durumda. Çekim! Işıklar! Kamera! Motor! Mahkum gerçek bir olaydan yola çıkarak farklı dünyaların kapılarını aralıyor. Gizemli bir olay, gizemli bir dünyanın gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Hepsi bu değil! Mahkum tıpkı 1001 Gece Masallarındaki gibi, Doğu’nun mistik ve gizemli dünyasına bir yolculuk… Hepsi bu değil! Mahkum aynı zamanda finansal bir proje. Ayrıntılarını Mahkum.net’in sayfalarında bulacaksınız…“Mahkum” nasıl doğdu?Herşey 1991 de başladı. Kadim dostum, psikiyatrist Doç.Dr.Haluk Savaş bana bu öyküyü anlatmıştı. Acemi bir hipnozcu, bir tıp öğrencisi arkadaşını hipnoz ediyor ve işler karışıyordu. Yaşanan bu olayın gerçekte kopma noktasına geldiği anın, çok heyecan verici bir sinema filminin başladığı an olabileceği fikri o gün bugündür kafamda dönüp duruyordu. Hipnoz içinde bir hafta önce yaşadıklarını tekrar yaşayan bir “süje”, seans içinde kendisinin gözetlendiğini farkediyordu. Gerçek olayda gözetlenen süje ve acemi hipnozcu korku içinde süjeyi uyandırıp, olayı unutma yolunu tercih ediyorlardı. Ama denir ki herşey anlatacak bir öykünüz olmasıyla başlar. Bir öykücü asla rahat durmaz. “Ya devam etselerdi neler olacaktı?” İşte benim de kafamda dönüp duran bu soru “Mahkum”un doğmasıyla sonuçlandı. 2003′ün sonbaharında Mahkum ile ilgili ilk öykü tartışma grubunu kurdum. Herşeyden önce öyküyü kurmak gerekiyordu. Hatta öykü kusursuz olmalıydı! 2005 Ocak ayına kadar sayıları 10′u bulan genç ve çok yetenekli arkadaşımla birlikte öyküyü ve tretmanı geliştirdik. Mutlu olana kadar vazgeçmedik. Kafamızı kurcalayan her soruya cevap bulmak istedik. Filmi izliyor gibiydik ve tatminsiz, hiçbir şeyi beğenmeyen sinema izleyicilerine benziyorduk. Zaman zaman tartışmaların içinde boğuluyorduk. Bu durumlarda fikirlerimizi nadasa bırakıyor bir süre “Mahkum”u hayatlarımıza sokmuyorduk. Tartışmalara geri döndüğümüzde zihinlerimizin bizden habersiz çözümlere ulaştığını farkediyor şaşkınlık ve sevinç içinde çalışmalarımıza devam ediyorduk. Nihayetinde 2005′in ilkbaharında Mahkum’un senaryosu da oyuncularla tartışılacak hale gelmişti. Artık elimizde bir senaryo vardı. Heyecan dolu, gizemli, meraktan çatlatacak bir senaryo… Mahkum.net, “Mahkum”un bundan sonra izleyeceği yolda arkadaşımız olacak. Öykü zihinlerimizde hala dönüp duruyor. Mahkum benim ilk sinema filmim olacak. Ve her ilk iş gibi belki de en zoru olacak. Modern bir imece yöntemiyle bu filmi ülkemiz ve dünya seyircisinin beğenisine sunacağız. Şimdi yeni şeyler söyleme zamanı!Bir internet projesi: mahkum.net
mahkum.net nasıl ziyaret edilmeli?mahkum.net bir film sitesi değil. Yani gösterime girmiş filmlerin, internet siteleri ile herhangi bir benzerliği yok. Çünkü Mahkum projesi henüz gösterime girmedi. Burada temel olarak yaptığımız şey yapım öncesini ve yapım aşamalarını internet ortamına taşımak. Yapım aşamaları hakkında bilgi verici bir çalışma olacağı gibi aynı zamanda da bir sinerji oluşturma çabası içinde olacak, mahkum.net. Yöntem başlığı altında filmin bütün gelişim süreçlerine şahit olabilir aynı zamanda bu süreçlere katılma şansını da yakalayabilirsiniz.Kullanma kılavuzu:mahkum.net kullanıcılarının, yorumlarıyla yazılan yazıları yönlendirmesi, bilgi talebinde bulunması, bizlere bilgi iletmesi hedefleniyor. Mahkum Projesi’nin örneğin finansal gelişim sürecinde önerileri olanlar ilgili başlık altındaki yazılara yorumlar yazmalılar. Senaryo tartışmaları hakkında yorumlar yine ilgili konu başlıkları ve kategorilerdeki yazılara yapılmalı. Örneğin finans başlığı altında sinopsis hakkında bir yorum yapılması site kullanımını güçleştirecektir. mahkum.net ziyaretçileri bize her türlü soruyu sorabilirler. Ziyaretçiler yöntem hakkında eleştiri ve önerilerde bulunabilirler. Ziyaretçiler mahkum.net’e içerik katkısında bulunabilirler. Konuyla ilgili olabilecek her türlü özgün yada alıntı yazıyı bizlere iletebilirler. Yine internet üzerinde bulunabilecek başka kaynaklara linkler verebilirler.Bir sinema filminin yapım sürecinde kabaca iki tipte insan emek verir: 1-Yaratıcı grup 2-Yapım grubu. Yaratıcı grup yönetmen ve senarist ile birlikte çalışır, yapım grubu ise yapımla ilgili teknik ihtiyaçlar ve çözümleriyle ilgili emek verir. Yapım gurubu çekim öncesinde ağırlıklı olarak yapımcı ile, çekim aşamasında ise yönetmenle birlikte çalışır. Çekim aşamasında emek veren bir de görüntü grubu vardır ki tam olarak yaratıcı grup içinde değildir, kamera ve ışık çalışanlarını kapsar. Mahkum Projesi’ni mahkum.net’ten takip eden ziyaretçilerimizin kendilerini yakın gördükleri konuyla ilgili yazışmaları takip etmelerinden ziyade aktif olarak katılmaları beklenir. Mahkum Projesi, proje olarak bütünüyle şeffaf ve açık bir projedir. Yaratıcı grup içinde yer almak isteyen ziyaretçilerin sadece bu isteklerini belirtmeleri gerekmektedir. Aynı şekilde diğer gruplarda herhangi bir pozisyonda bulunmak isteyecek mahkum.net ziyaretçisi, sadece bunu site üzerinden belirtmek durumundadır. mahkum.net; Mahkum Projesi’nin bir anlamda ofisidir. Bir yapım şirketinin ofisinde, bir sinema filminin yapım aşamalarında ne tür konuşmalar geçiyor, ne tür bilgi alış-verişi yapılıyorsa mahkum.net üzerinde de yapılacak olan budur.Projenin vizyon kopyalarının sinema salonlarına dağıtıldığı güne dek, mahkum.net üzerinde, olası açık bir pozisyon, olası bir yapım ihtiyacı, olası herhangi bir “durum” duyurulacaktır. Bu açık bir davettir.Gökhan Yorgancıgil
(senarist-yönetmen)
KARAKTERLER
ASLI
İçine kapanık, duyarlı, takıntılı…1983’te ailesinin tek çocuğu olarak İstanbul’da doğar. Babası Tarık Bey, orta-büyük çaplı bir şirkette, son 15 yılda müdür/yardımcı müdür olarak toplam 25 yıl kadar çalışır ve emekli olur. Karı-koca birkaç kez boşanmayla sonuçlanması beklenen evlilik sorunları yaşarlar. Son anda Aslı’yı düşünerek boşanmamaya karar verirler ama aylarca ayrı yaşamışlardır. Bu sıkıntılı ve ayrılık dönemlerinin Aslı’nın kişiliği üzerinde büyük etkisi olur. Annesi Sema Hanım, İstanbul’da değişik liselerde Fransızca öğretmeni olarak görev alır. Şu günlerde yaşlı çift emekliliklerini yaşamaktadırlar. Ne var ki Sema Hanım göğüs kanseri tedavisi görmekte ve son 2 ayda ameliyat ve hastanede yoğun bir tedavi süreci yaşamaktadır. Tarık Bey gençlik yıllarından beri özellikle yağlıboya olmak üzere resim sanatıyla ilgilenir, kendine kişisel sergi açmak istemektedir. Kızı Aslı’nın da resmi tercih etmesinde en büyük etken Tarık Bey olmuştur. Ama bir yandan sadece ressamlıkla değil aynı zamanda ileride resim öğretmenliği yapıp, kendisini garantiye alacak, eğitim derslerini de okuldayken alması için kızına baskı yapmıştır. Aslı ise öğretmenlik yapabileceğini düşünmemektedir. Ailesi ve Aslı çocukluğundan beri Caddebostan’daki kendilerine ait evlerinde yaşamışlar, Aslı ilkokulu Bostancı’da, ortaöğrenimini ise özel bir lisede okumuştur. Lise yıllarında dersleri bir iki kez teşekkür belgesi alacak seviyede kalır. Öğretmenleri veli toplantılarında Tarık Bey ve Sema Hanım’a “kendini derslere verse çok başarılı olabilecek bir öğrencimiz, ama derslerine önem vermediğini, konsantre olmadığını düşünüyoruz” derler. Rehberlik öğretmenleri ailesine, “mutlaka kendisine okul dışı uğraşlar bulmalı” dedikleri Aslı, babasının da teşviğiyle 14 yaşındayken resim sanatı ile tanışır. Aslı’yı çocukluğunda çok etkileyen kişilerden biri ilkokul öğretmeni Hüseyin Bey olmuştur. Hüseyin Bey, Aslı’ya, sınıfın zeki ve başarılı öğrencilerinin yanında her zaman özel bir öğrenci olarak ilgi göstermiştir. Hüseyin Bey, Aslı’ya kitap okuma zevkini aşılamış, öte yandan geleneksel kültüre olan sevgisi sayesinde Aslı’nın ilgisini Doğu kültürüne çekmeyi başarmıştır. Aslı, batı resim sanatından çok Hint ve İslam dünyasının sanatlarına karşı daha meyilli olmuştur. Doğu gizemleri ve masalları her zaman başucunda olmuştur. Üniversite sınavında sadece resim okumak istediğine karar vermesi evinde ufak çaplı tartışmalara sebep olduysa da tüm ailenin onayıyla Marmara Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmıştır. Aslı’nın evin tek çocuğu oluşu hayatının ilk yıllarında onu tek başına oyun oynamaya alıştırmış, okul yıllarında da kendisine çok yakın ve çok sayıda arkadaş edinmemiştir. Edinememiş midir yoksa edinmemiş midir, anne-babası tarafından hep tartışılan bir konudur. Sema hanım ve Tarık beyin bütün anlaşmazlıklarını Aslı’nın önünde tartışmaları, Aslı’nın küçük yaşlardan itibaren bütün aile kavgalarına ayrıntılarıyla şahit olması zaten duyarlı bir kişiliğe sahip Aslı’da derin yaralar açmıştır. Evdeki aylarca süren huzursuzluğu boyama kitaplarında, masal, hikaye kitaplarında bulmuştur. Kendisine küçük yaşlarından itibaren tek kişilik bir dünya kurmuştur. Ergenlik döneminde yaşıtlarının aksine sosyalleşmekten bilinçli bir şekilde uzak durmuştur. Okul arkadaşları onu “garip bir kız” olarak görmüşlerdir. Bir keresinde sınıfındaki bir başka kızdan bir kalem çaldığı hakkında bir suçlama duyduğunda hiçkimsenin beklemediği bir duygu patlaması yaşamış, öğretmenleri bile onu sakinleştirememiş, yakınlardaki bir özel hastaneye acilen götürülmüştür. Yaşadığı patlamanın ardından bütün vücudu taş kesilen Aslı’ya karşı uzunca bir süre okulunda “özel öğrenci” tavrı takınılmıştır. Bu da Aslı’nın hayatında yer etmiş kötü anılardan biridir. Hayatının en güzel anları ise babası ile birlikte resim çalışmaya başladığı ilk zamanlardır. Ama bu güzel günler anne-babanın ayrılığı yüzünden uzun sürmemiştir. MÜGSF’deki Aslı çok az konuşan, saçlarına giyim kuşamına özen göstermeyen, bazen bütün bir gün tek kelime etmeyen bir öğrencidir. Kantinde hiç bulunmaz. Sadece, nadiren kırtasiye almak ve bir bardak çay içmek için… Çizimleri ve resimleri de diğer öğrencilerden farklıdır. Öğretmenlerinden özellikle Müfit, Aslı’daki farklılığa dikkat etmekte, Aslı’nın sanatının çok önemli noktalara geleceğine inanmaktadır. En yakın arkadaşı ilkokula birlikte gittiği Nevin’dir. En iyi iletişim kurduğu insan Nevin’dir. Ama çoğunlukla Nevin’le ters düşer. Buna sebep Nevin ve Aslı’nın bütünüyle farklı karakterlerde oluşudur. Nevin’in bitmeyen istekleri vardır, Aslı ise çoğunlukla hiçbir şey yapmak istemez. Aslı konuşurken kimsenin yüzüne bakmaz. Nevin konuşurken Aslı’nın gözlerini görmek için çoğu zaman çok yakına sokulur. Aslı hep kısık sesle konuşur. Çoğunlukla kambur durur. Saçları uzun ve düzdür ve çoğu zaman yüzünü, yanaklarını kaplar. Aslı çevresinde olup bitenlere karşı çok ilgisizdir. Yolda yürürken, okulda… Ne var ki bu asosyallik hastalık derecesinde değildir. Az da olsa zaman zaman konuşur. Konuştuğunda onun için mutlaka önemli birşeyden bahsediyordur ama bu konu başkaları için hiç önemli olmayabilir. Okulda bir iki arkadaşıyla not kitap alışverişi yapar onun ötesinde bir okul arkadaşlığı yoktur. Nevin ise kendi okulunun bitiminde neredeyse haftanın 2-3 günü mutlaka Aslı’nın yanına gelir ve Aslıyı sinemaya, alışverişe götürmeye çalışır. Kimi zaman kendileri için özel yerlerde çay kahve içerler. Genellikle Nevin konuşur, Aslı, Nevin’in anlattıklarına yorumlar getirmekle yetinir. Aslı Nevin’in anlattığı herşeyde kendi yaşamadığı şeyleri görmekte ve Nevin’e bu yüzden her geçen gün daha çok bağlanmaktadır. Aslı okulu bitirince bir resim atölyesine sahip olmak istemektedir. Bu atölyeden, gelecek öğrencilerle para kazanmayı değil sadece özgürce resim yapabilmek için uygun bir yer olmasını ummaktadır. Ailesi bu fikre pek sıcak bakmamaktadır. Gelir düzeyi iyi olan aile Aslı’nın yine de kendi ayakları üzerinde kalabilmesini istemektedir. Aslı onuruna çok düşkündür. Belki de bu yüzden karşı cinsle ilgili hiç bir deneyimi olmamıştır. Sadece lise yıllarında başka bir sınıftan bir genci uzaktan sevmiş, gencin bir başka kızla çıkmasından sonra gururunun çok güçlü olduğunu ve onu asla zedelemek istemediğini farketmiştir.NEVİNDeli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızı.O da Aslı gibi 1983 doğumludur. Deli dolu maceracı bir babanın, içine kapanık agresif bir annenin, dışa dönük, hareketli, neşeli, hiperaktif kızıdır. Kendisinden yaşça yirmi yaş büyük bir abisi vardır. İhtiyarlamış anne ve babasıyla birlikte kalmaktadır. Emekli bankacı babası ilerlemiş yaşına rağmen hala son derece şık giyinip katıldığı briç partilerinde genç-yaşlı bütün bayanlara kur yapmaktadır. Annesi artık eşinin çapkınlıklarını takip etmek ve üzülmekten yorgun düşmüştür. Nevin’in çocukluğu ve gençliği babasının kumarbazlığı ve çapkınlığı konsunda evde yaşanan tartışmalarla geçmiştir. Herşeye rağmen anne ve babasının evliliği Aslı’nınkilerden her zaman daha iyi durumda olmuştur. Nevin herşeye anlık tepkiler verir. Duygu ve düşüncelerini gizlemeyi asla başaramaz. Olumsuz bir durumu asla kabullenemeyen bir kişiliği vardır. Mücadeleci, durduğu yerde duramayan, ama çoğu zaman da attığı yanlış adımları toparlamaya çalışan biridir. Yüksek bir IQ’ya sahiptir çok fazla ders çalışmamasına rağmen bütün okul hayatı boyunca dersleri hep iyi olmuştur. Sadece üniversiteye hazırlık yıllarında çok yoğun ders çalışmak zorunda kalmıştır. Kendi kendisine istediğinde disiplinli çalışabileceğinin ispatı olarak o yıllarını görmektedir. Maymun iştahlıdır. Pek çok hayali pek çok isteği bir gün en önemli şeylerken ertesi gün bambaşka hayallere kapılabilir. Nevin sadece Aslı’ya güvenmektedir. Her zaman için kendisini sakinleştirecek, hareketli duygu ve düşünce dünyasında sığınılacak sakin bir liman olarak gördüğü Aslı’yı çok sevmektedir. Hareketli aşk ve hayal dünyasında olup biten herşeyi mutlaka Aslı ile paylaşır. Ama sadece Aslı ile… Aşk hayatı hareketlidir ama kolay bir kız yada çapkın değildir. Çok sık aşık olur ama çoğunlukla uzaktan. M.Ü. tıp fakültesinde son sınıfta okumaktadır. Kendi okulundan arkadaşlarıyla birkaç ay süren sevgililikler yaşamış ama duygusal açıdan hiç mutlu olmamıştır. Sevdiklerini çok idealleştirmiş ama gerçeklerle yakından yüzleşince ilişkileri Nevin açısından hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. İçinden bir ses kendisinden yaşça daha büyük birine aşık olması gerektiğini söylemektedir. Dr. Melih Değirmenci de bu durumda ilk aday gibi görünmektedir. En yakın arkadaşı Aslı’nın ruhsal açıdan zor durumda olması karşısında onu Melih Değirmenci’ye götürme konusunda kendi içinde bir hesaplaşma yaşamıştır. Acaba kendi gizli duyguları ile arkadaşının ihtiyaçlarını birbirine mi karıştırmaktadır? Aslı’yı okulunda ziyaret ettiği bir gün anlık bir kararla Melih’i ziyaret etmenin doğru olacağına inanmıştır. Her türlü fala, pek çoğuna inanmasa da, aşırı ilgi gösterir. Gizemli konulara karşı çok ilgisi vardır. En sevdiği film türü korku filmleridir. Duygusal filmler izlerken de sulugöz bir kıza dönüşür. Tıp fakültesi son sınıfta da zekası sayesinde iyi bir öğrenci olmayı başarmaktadır. Sınav dönemlerinde çok gergin olur ama az ve öz çalışması her zaman meyve verir.MELİHSon derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor.1967’de İzmir’de doğmuştur. Babası Ömer Değirmenci, Ödemiş’li büyük çiftlikleri olan bir adam iken yaşlanınca oğlu Melih’in Ege Üni. Tıp fakültesini kazanması bahane etmiş Ödemiş’teki mal varlığının önemli bir bölümünü satarak İzmir’de Alsancak’ta değerli emlak satın alarak İzmir’e taşınmıştır. Melih ailenin büyük oğludur. Kendisinden küçük iki kız kardeşi bulunmaktadır. Melih’in annesi Nahide Hanım ise aslen Kuşadası’nda Osmanlı’dan kalan asilzade bir aileye mensup aristokrat yaradılışlı bir kadındır. Gençliğinde ailesinin maddi zenginliğinin gittikçe kötüleşmesi onu Ödemiş’li zengin biriyle evlenmeye itmiştir. Öte yandan Nahide Hanım, Ödemiş gibi küçük bir kasabada yaşıyor olmalarına rağmen bütün çocuklarını adeta saray terbiyesi ve disiplini içinde büyütmüştür. Nahide Hanım eşinin köylülüğünü beğenmese de yıllar boyu eşine ve çocuklarına bu konuyu sorun yapmamıştır. Fakat çocukları, başta Melih olmak üzere babası Ömer’i kaba ve köylü olmakla için için suçlamışlardır. Melih evin büyük çocuğu olarak Ömer ile derin bir rekabet içinde olagelmiştir. Bütün bunların sonucunda Melih son derece titiz, düzenli, aristokrat, mesafeli, çalışkan bir doktor oluvermiştir. Özgüveni yerindedir ancak yalnız kaldığı zamanlarda kendisi hakkında çok fazla kötü düşünen birisidir. İmajını sağlam ve sarsılmaz yapmaya çalışmaktadır. Giyimine, konuşmasına, tarzına dikkat eder, yavaş ve seçerek konuşur. Teorik olmaktan çok pratik bir insandır. Mesleğinin ve hayatın teorik yanlarına çok ilgi duysa da teorik konularda hızlı gelişme sağlayamaz. Bunda zekasındaki eksiklik değil de çevresel faktörler daha etkilidir. Oldukça zengin bir ailenin ferdi olmasının sonucu kendi ayarında bir burjuva çevresi içinde yaşamını sürdürmektedir. Babası Ömer Melih için İzmir’e taşınmıştır ancak Melih ondan bir kez daha kaçarak İstanbul’a taşınır. Çağdaş görüntüsünün altında son derece muhafazakar ve sabit fikirli bir adam vardır. Muhafazakarlık, politik anlamda değil yeni fikirlere kapalı olması anlamındadır. Ancak; Aslı ve Nevin ile yaşayacakları hipnoz
deneyimleri onda oluşacak derin değişiklikler için bir başlangıç olacaktır.OĞUZGizemli, ürkütücü, çocuk ruhlu, “özel”…