SIFIR DEDIGIMDE
Mahkum.Net - Sıfır Dedigimde
Les Arts Turcs is sponsor of this film

Click for ENGLISH Pages 1 - 2 - 3

Sifir Dedigimde Afişi ; 



Sifir Dedigimde Fragmanı ;


Sifir Dedigimde Treaser ;
Treaser 1
Treaser 2


Sanal Türk filmine Hollywood desteği  (12.09.2007)

"Sıfır Dediğimde" adlı film sinema tarihinde ilk kez uygulanan ilginç bir yöntemle hayata geçirildi. Gökhan Yorgancıgil’in yönettiği filmin senaryosu, oyuncu seçimi ve çekimleri, sinemaya gönül vermiş yüzlerce kişinin sanal ortamdaki yazışmaları ve aylar süren tartışmaları sonucu oluştu. İnternette ‘mahkum.net’ adlı portal kuran bir grup, filmin A dan Z’ye tüm aşamalarını adım adım oluşturdu. 2 Kasım’da vizyona girecek filmin oluşum sürecine ‘Yüzüklerin Efendisi’ ve ‘Cast Away’ gibi filmlerin dünyaca ünlü görüntü yönetmeni Alun Bollinger de dahil oldu. Projeye büyük destek veren Bollinger, senaryonun oluşum aşamasında da katkı sağladı.


SIFIR DEDİĞİMDE  
(12.09.2007)

Gökhan Yorgancıgil'in gerçek bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı ve yönettiği ''Sıfır Dediğimde'' filminin baş rollerinde Oktay Kaynarca, Hazım Körmükçü, Semih Sergen yer alıyor.2 Kasımda vizyona girecek filmin konusu özetle şöyle:

''Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümünde okuyan Aslı, bir gün çok sevdiği sanat tarihi hocasından antika değerinde orijinal bir kitap ödünç alır. Ne var ki Aslı, kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Aynı zamanda çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak bir şey hatırlamamaktadır. En yakın arkadaşı Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı'yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr. Melih, Aslı'yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz.''

Sıfır Dediğimde için “Halkla İlişkiler”



Filmimizin “Halkla İlişkiler” terimiyle de ifade edebileceğimiz reklam ve tanıtım işleri için Les Arts Turcs ile yapım firmamız arasında birlikte çalışma kararına varıldı. Les Arts Turcs, yıllardır ülkemizi yurt içi ve yurt dışında özgün projelerle ve başarıyla temsil etmiş bir kurum.

Öte yandan Sıfır Dediğimde’nin PR çalışmalarında yer almak isteyen herkese kapımız açık. Özellikle Les Arts Turcs ile bu çalışmalarda stajyer olarak çalışmak, bilgi birikiminizi ve tecrübenizi artırmak istiyorsanız, bize kısa bir özgeçmişinizi de ihtiva eden bir başvuru e-postası atmanız yeterli.



Taking film production online
Monday, August 20, 2007
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=81067
 
Les Arts Turcs is sponsor of this film.
www.lesartsturcs.com
About us;
http://www.bazaarturkey.com/press/press.htm
www.mahkum.net
http://www.istanbullife.org/sifir-dedigimde.htm
 
The Internet has opened doors for many new adventures. The community that formed around his film’s blog has helped a 37-year old Turkish film director write his script, decide on locations, actors, and editing… He believes the Internet will prove to be a great venue to find fresh talent for the industry in Turkey
 
YASEMİN SİM ESMEN
ISTANBUL – Turkish Daily News
 
Oh, the wonders of the Internet…. they have gone beyond checking e-mails, networking, or research… The Web is no longer an element that makes life easier and the world smaller but it has also been changing how people live, make news, and films… One Turkish filmmaker finds out people blogging on his film's Web site can be perfect sources of feedback (and help).
 
  “A young person willing to make cinema cannot go knocking on a production firm's door because the possible answer he will get discourages him,” says Gökhan Yorgancıgil, the 37-year old writer and director of “Sıfır Dediğimde” (“When I Say Zero”). He believes there are many people in Turkey that cannot get involved in making films even though this is where their call and talent lies. But, he explains, they were able to get over these barriers thanks to the Internet. “There are many very talented people on our blog. They have real talent. You cannot, unfortunately see [the same degree of talent] in many scriptwriters working in the field today,” he says, clearly troubled about the current situation of Turkey's movie industry. He believes the Internet can provide the sector with fresh blood and talent.
 
  “When I Say Zero” is director Yorgancıgil's first feature film. He came up with the idea for the film when a psychologist friend of his recounted a hypnosis séance that he had conducted during his apprenticeship. A young student came to him suffering from dissociative amnesia, a condition where a person forgets as the body's response to prevent further pain.
 
Online community's opinions matter
 
 Though its subject, hypnosis, is employed quite frequently in the thriller genre, what sets “When I Say Zero” apart from the rest is how, many people who did not know each other previously, collaborated to make it. “We are partners with the core team,” says the young director, “we have done some projects together previously.” But through the Internet, the partners have formed yet another team with people they had not met before. “We shared the synopsis on our blog on the Internet,” says Yorgancıgil. Something they had not expected happened. A social circle formed around the film's Web site, in which the script, the characters, Turkish cinema, and the language of cinema were being discussed. “We had an ‘online system.' The film took shape on the Internet, from writing of the script to the decisions about production,” he says.
 
  He asked the online community how they would go on with the story and shaped the story according to the feedback he received from the bloggers. “I reshaped the main story in accordance with these debates. I used all the input from our blog writers in the story,” says the young director.
 
No social restrictions
 
  Yorgancıgil is very happy that the online community was very critical. “You can easily see if your idea is good, whether it will be successful. There are thousands of people that are ready to rip your project apart,” he says. He recounts one incident when the bloggers asked how scientific the hypnosis is in the film. “They told me it had to be based on scientific facts. We had to base it on scientific facts, and we did,” he adds.
 
  “On the Internet, there are no social restrictions. People may feel shy to criticize. But on the Internet, all is free, anyone can say whatever he or she pleases,” he says of the benefits of the Internet. He believes it was a very efficient way of working.
 
  Yorgancıgil relates they have become a real “team” and shared more than just ideas. “There were moments I was moved to the verge of tears,” he says explaining how one blogger offered to provide dinner for the filming team, another offered to lend his car.
 
Every opinion counts
 
  The team screened the film to a test audience nearly six months ago, when the raw editing was done. It was a group of 100 people from various circles and we asked them survey questions. “I believe we are the first to do such a focus group study,” he says, adding, “And right now I am doing the final revisions based on the answers I got in the survey.”
 
  “It is a social project, a real collaborative project. I was not afraid to share my views, my thoughts. I was not afraid that my thoughts would be criticized. They should be criticized so that we can make it better. There were some weaknesses in the story but based on the criticism, you make up for these weaknesses.”
 
  He looks forward to the reaction of the audience. He complains that the film has become his “child” and that he can no longer look at the film objectively: “As I have been working on the project so long, I can no longer look at it with an objective eye. The audience will be making the evaluation,” he says. He adds he is very excited about the release.
 
  “When I Say Zero” is in post-production and runs approximately 90 minutes. The current release plan is for Nov. 2, 2007 with 70 copies around Turkey. The film is in Turkish, currently without subtitles.
 

 



Online cemaat kurup altyapıyı oluşturdu filmini sonra çekti
28.08.2007 / Turkish Daily News / Haber
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=76866&ForArsiv=1
 
'Sıfır Dediğimde' filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Gökhan Yorgancıgil, senaryonun oluşumundan yapım aşamasına kadar birçok alanda internetteki cemaatten yardım aldı.
 

İnternetin harikaları, mail kontrol etmenin, diğer kullanıcılara bağlanmanın veya araştırma yapmanın ötesine geçti. İnternet artık sadece yaşamı daha da kolaylaştırıp dünyayı küçülten bir araç değil, insanın nasıl yaşayacağını, film ya da haber yapabileceğini de belirliyor. Film yapımcısı Gökhan Yorgancıgil, film senaryosu için kurduğu web-sitesine yazanların filmin oluşumunda önemli katkıları olabileceğini keşfetti.
 
“Sinema ile uğraşmak isteyen genç bir insan, prodüksiyon firmalarının kapısını çalamaz, çünkü alacağı olası cevabın cesaretini kırabileceğini bilir” diyor Gökhan Yorgancıgil. “Sıfır Dediğimde” adlı filmin yazarı ve yönetmeni olan Yorgancıgil, Türkiye’de yeteneklerine rağmen bir film yapımında yer alamayan birçok insan olduğuna inanıyor. Yorgancıgil, gençlerin, önlerindeki bariyerleri aşmaları için internetin varlığının önemine vurgu yapıyor.
 
“Web-günlüğümüzde birçok yetenekli insan var. Yetenekleri gerçek. Ne yazık ki bugün sinema alanında çalışan birçok deneyimli senaryo yazarında bile bu ölçüde bir yenetek bulamazsınız” diyen Yorgancıgil'in Türk sinema sektörü için endişe duyduğu açıkça görülüyor. Yönetmen, internetin sinema sektörüne taze kan ve yetenek sunabileceğine inanıyor.
 
“Sıfır Dediğimde” yönetmen Yorgancıgil’in ilk uzun metraj filmi. Filmi çekme fikri bir psikolog arkadaşının anlattığı hikâye ile ortaya çıkıyor. Hikâye stajyer bir doktorun hipnoz ile ilgili yaşadığı deneyimi içeriyor.
 
Filmin konusu hipnoz
 
Filmin konusu hipnozun polisiye türlerde sıkça başvurulan bir yöntem olduğu düşünüldüğünde, "Sıfır Dediğimde"yi diğerlerinden ayıran nokta, daha önceden birbirini tanımayan birçok insanın filmi yapmak için ortak bir çalışma yürütmesi. “Çalışanların hepsinin ya da çoğunun hazır bulunduğu bir gurubuz" diyor genç yönetmen ve internetteki web-günlüğünde sinopsisi paylaştıklarını aktararak "Sonra beklemedikleri bir şeyler oldu. Filmin web sitesi ekseninde senaryonun, film karakterlerinin, Türk sinemasının ve sinema dilinin tartışıldığı bir sosyal çember oluştu. On-line bir sistemimiz var, film internette şekillendi, yazımından senaryosuna ve yapım kararlarına kadar" diye konuştu. 
 
Online kullanıcılara, web-günlüğü yazarlarından gelen geri beslemelere göre hikâyeyi nasıl devam ettirebileceğini soruyor, onların fikirlerine göre de hikâye şekilleniyor. “Kullanıcılardan gelen fikirlerden oluşan bu veri tabanına dayanarak ana hikâyeyi yeniden şekillendirdim. Web-günlüğü yazarlarımızdan gelen bütün katkıları hikâyede kullandım” diyor genç yönetmen tebessümle.
 
Sosyal kısıtlama yok
 
Yorgancıgil, online cemaatin eleştirel olmasından son derece memnun. “Fikirlerinizin iyi olup olmadığını çok kolayca görebilirsiniz veya başarılı olup olmayacağını. Orada sizin projelerinizi deşmeye hazır binlerce insan var” diyor. Web-günlüğü yazarları hipnozun ne kadar bilimsel olduğunu sorduğunda konuyu tekrar ele aldığını belirterek ekliyor: “Hipnozun bilimsel temelleri olması gerektiğini söylediler. Onu bilimsel temeller üzerine inşa etmeliydik ve yaptık.”
 
“İnternette sosyal kısıtlama yok. Normalde, insanlar eleştirilerini dile getirmekte utangaç davranabilir. Fakat internette, her şey serbest, herkes düşündüğü neyse açıklayabilir” diyor Yorgancıgil, internetin yararlarını sıralarken. İnternette fikir paylaşımının çalışmak için etkili bir yol olduğuna inanan Yorgancıgil, gerçek bir takım olduklarına vurgu yaparak fikirlerden daha çok şey paylaştıklarını söylüyor. “Ağlamanın sınırına geldiğim anlar oldu” diyor, web-yazarlarından birinin film ekibi için akşam yemeği hazırlamayı bir diğerinin ise arabasını ödünç vermeyi önerdiğini anlatırken.
 
2 Kasım'da gösterimde
 
Ekip, filmi neredeyse 6 ay önce kaba kurgusu bittiğinde test izleyicisine gösterdi. Çok farklı kesimlerden gelen 100 kişilik test izleyicisine anket soruları sorduklarını belirten Yorgancıgil, “Böylesine odaklanmış bir grup çalışması yapan ilk ekip olduğumuza inanıyorum” diyor ve ekliyor: “Şimdi bu ankete verilen cevapları dikkate alarak son düzenlemeleri yapıyorum.”
 
Yorgancıgil, şimdi filmine seyirciden gelecek tepkiyi bekliyor. Filmin artık kendi çocuğu olduğunu ve bu nedenle objektif değerlendiremediğinden şikâyet ediyor. “Proje üzerinde bu kadar çok çalışmışken, daha fazla objektif bir göz ile bakamam. Seyirci değerlendirmeyi yapacaktır” diyor ve gösterim için çok heyecanlı olduğunu belirtiyor.
 
"Sıfır Dediğimde" son aşamasında ve yaklaşık 90 dakika sürüyor. 2 Kasım 2007’de Türkiye genelinde 70 kopya ile gösterime girmesi bekleniyor.
 
Haber: Yasemin Sim Esmen
 


İmece usulü bir film

Şimdilik sadece vizyona girmemiş bir film. Yakında internet ve kitapla birlikte İstanbul’un kapılarının ardında büyük ve gizemli bir öyküye tanıklık edeceğiz. ‘Sıfır Dediğimde’ için geri sayım başladı.


‘Sıfır Dediğimde’ bir hipnoz hikâyesi. Günümüzde geçen, masallarda da gezinen, dün ile yarın arasında bir seyir. Bu filmin en önemli özelliği nev-i şahsına münhasır bir tarzla çekilmesi. Senaryonun yazımından çekime, dağıtıma kadar her aşamasıyla tam bir imece usulüyle hayata geçmesi. Bir diğer özelliği de kitap ve internette tamamlanacak, İstanbul’un ara sokaklarında karşımıza çıkacak büyük bir hikâyenin parçası olması.

Filmin yönetmeni ve senaristi Gökhan Yorgancıgil yıllar önce psikiyatrist arkadaşından bir hikâye dinler ve çok heyecanlanır. Uzun süre zihninden çıkaramadığı bu öykü, kafasının içinde dolanır durur. Bunu nasıl değerlendirebilirim diye düşündüğünde ise mütevazı hayallere dalar: “Bir dijital kamera kullanırım, arkadaşlarım oynar, kurguyu da ben yaparım.” Bir yapımcıya da televizyona bel bağlamak istememesinin sebebi, müdahalelere maruz kalmadan tamamen kendi tarzında, ‘bağımsız’ bir film çekebilme isteğidir. Çevresinde sinemayla ilgilenen yedi arkadaşı ile sekiz ay boyunca sık sık toplanarak treatmanı ( filmin kısa öyküsü) şekillendirirler. Bu süreçte senaryo grubunun haberleşebilmesi için bir de web günlüğü kurarlar. Başlarda sadece grup içi iletişimi sağlayan bu günlüğü daha sonra herkesle paylaşmaya karar verirler. Böylece ‘Sıfır Dediğimde’nin hikâyesi de başlamış olur.

Yorgancıgil web günlüğü sayesinde katılımcılarla bildiği her şeyi paylaşma niyetindedir. Asıl amaç çekilecek filmin senaryosunu internette yapılan önerilerden yola çıkarak tamamlamaktır. Bu sebeple arkadaşlarıyla birlikte hazırladıkları treatmanı mahkum.net sitesine yerleştirir ve altına: “Siz olsaydınız bu hikâyeyi nasıl tamamlardınız?” diye yazar. Fakat internette sadece çekilecek film değil; sinema, çağdaş sanatlar üzerine de bir düşünce dairesi oluşturmaktır amacı. Şimdi, “Bu hayallerimin hepsi gerçekleşti.” diyor genç yönetmen. Kendi tabiriyle internetteki ‘ofis’lerinde çok şey öğrenmiş. Sadece bilgi paylaşımıyla da kalmamış üstelik bu web günlüğü. Film setinde çalışacak yetenekleri de keşfe sebep olmuş. Mahkum.net’in ilk açıldığı gün Yorgancıgil’e bir mail gelmiş: “Ben lise öğrencisiyim. Çalışmanızı bir arkadaşımdan duydum. Film için ne yapabilirim?” Projeyi başından beri takip eden Nihan Ünsal adlı bu genç, filmin çekimlerinde de görev almış. Sadece Nihal değil, internette projeye dahil olan çok sayıda kişi çekim aşamasında da yardımcı olmak istemiş. Kimi arabamı alın, istediğiniz gibi kullanın; kimi ise setinizde yemekleri yaparım demiş. Tabii ki çekim aşamasında bu tekliflerin hepsi değerlendirilememiş. Yine de çekimden set fotoğrafları her akşam internete aktarılarak, filmin akıbeti günbegün katılımcılarla paylaşılmış.


İMECE FİLME HOLLYWOOD DESTEĞİ

Senaryonun yazım aşamasında Kültür Bakanlığı Senaryo Yazım Desteği’ne de başvurup, olumlu cevap alır Yorgancıgil. Senaryosuna destek verdiği filmleri yapım aşamasında da dikkate alan bakanlık, ‘Sıfır Dediğimde’yi de görmezden gelmez. Böylece hak kazanılan fonlarla başlangıçta kurulan mütevazı hayallerin ötesinde profesyonel bir film çekebilecektir. Set yemeklerini yapma gibi yardımlara artık ihtiyaç kalmamıştır, yine de katılımcılardan vazgeçilemeyecek öneriler de vardır. Bunlar arasında en heyecan vericisi Yeni Zelanda’da bir yıl yaşamış birinden gelir. Yurtdışında yaşadığı sürece; Yüzüklerin Efendisi, Piyano, Yeni Hayat gibi filmlere görüntü yönetmenliği yapan Alun Bollinger ile tanışan ve samimiyeti ilerleten katılımcı, Yorgancıgil ile Bollinger arasında irtibatı sağlar. Altı ay boyunca yazışmalar yapılır. Bollinger, senaryoyu okur, çok beğenir hatta filmde görev almak üzere neredeyse anlaşma yapılacaktır. Fakat geçen yıl çekimlerin yapılacağı dönemde İngiltere’de terör tehditleri savrulunca Bollinger ile birlikte çalışma hayali başka bir bahara ertelenir.

Yorgancıgil’in hâlâ internetteki ofisinde irtibatları devam ediyor. Siteyi ziyaret edenlerin sayısı ortalama 700 bin. Fakat düzenli olarak siteye gelen 20 bin, bunlar arasında yönetmenin sürekli irtibat halinde olduğu ortalama 20-30 kişi var. Site ziyaretçileri arasında her kesimden insan görmek mümkün. Şu sıralar daha çok çekimleri biten filmin yapım aşamasında çalışmak istediğini söyleyenlere rastlanıyor. Kimileri de “İşiniz çok biliyoruz ama keşke bize bir hikâye daha verseniz de çalışsak.” diyor. Esasında Yorgancıgil de filmine internetten bu kadar rağbet edileceğini tahmin etmemiş: “Sinemayla ilgilenen çok kişi var fakat bu alana akabilecekleri bir kanal mevcut değil. Bizim projemiz sinema meraklılarına da bir ortam sağladı. Bu sebeple çok ilgi gördü.” diyor. Bu çalışma esnasında Türkiye’de nitelikli bir sinema izleyicisinin olduğunu da yeniden görme imkânı bulmuş. “Bunlar okumuş, yazmış, meraklı insanlar fakat çoğu Türk sinemasından beslenmiyor. Bizim blogumuzda Türkiye’nin siyasi gerginliklerine takılmadan, politize olmadan güzel tartışmalar yapıldı.”


BENİM OYUNCUM SENİNKİNDEN İYİ

Peki, bu kadar çok katılımcının olması zaman zaman seviyenin aşağı çekilmesine de sebep olmamış mı? Yorgancıgil, öykünün yazım aşamasında bunu hiç yaşamadıklarını söylüyor. Sebebi, seviyeyi düşürecek olanların sayfaya girdiklerinde bu ortamı bulamamaları, ölçülü tartışmaların arasında eriyip gitmeleri. Lakin oyuncu seçme esnasında sıkıntı yaşanmış. Filmin her aşamasında olduğu gibi oyuncu seçiminde de web günlüğündekilerin fikirleri alınmak istenince ortalık karışmış. Önce internete filmdeki ana karakterler ve onlar hakkında tüm bilgiler yazılmış. Daha sonra da ‘Sizce şu rolde kim oynamalı?’ sorusu sorulmuş. Elbette ciddiyetle cevap verenler olmuş. Fakat şıklardaki isimlerin hayranları Google arama motorunda sanatçıların adını yazdığında, mahkum.net’in anket sayfasına düşünce olay kontrolden çıkmış. Sayfadaki bilgileri okumadan hayran oldukları kişilere oy verenler, ‘Sen nasıl X oyuncusunu sevmezsin’ gibi tartışmalar zuhur edince anket geçerliliğini yitirmiş.

Neyse ki senaryo yazım aşamasında bu tür bir karmaşa çıkmamış. Fakat yine de bir hikâyeyi tamamlamak adına gelen yüzlerce fikri elemek zor olsa gerek. “Doğrusu alakasız fikirler işimizi zorlaştırmadı, onları elemek kolaydı. Fakat güzel fikirleri değerlendirmek için aynı şeyi söyleyemem.” diyor Yorgancıgil. Ne de olsa mevcut olanı değiştirmeyi ya da bu güzel düşünceden bir şekilde vazgeçmeyi gerektiriyor. Lakin yönetmenlik biraz da seçip eleyebilme sanatı; “Bizim işimiz bu. Bu yüzden seçerken tahmin ettiğimiz kadar bunalmadık.” Diyor Yorgancıgil. Onların işini kolaylaştıran biraz da öykünün iskeletinin tam manasıyla hazırlanması olmuş. Hikâye kurulurken çok detaylı bir çalışma yapılmış; filmin amacı, hedef kitlesi, üslubuna tam manasıyla karar verilmiş. Geriye ise bu iskeletin internette süslenmesi kalmış.


İZLEYİCİYİ BEKLEYEN BÜYÜK SÜRPRİZ

Yorgancıgil’in filmi vizyona girmek için kasım ayını bekliyor. Yönetmen ise ileriki projelerinde de benzer bir yöntemi deneyebileceğini söylüyor. Ona göre büyük yapımcı şirketleri de bu tür girişimlerde bulunarak yeni yetenekleri keşfedebilir. Çünkü Türkiye’de sinemaya meraklı ciddi bir genç potansiyel mevcut. Yorgancıgil’in izleyiciye bir de büyük sürprizi var. Çünkü ‘Sıfır Dediğimde’ filmi öykünün sadece bir bölümü. “Çok büyük bir hikâyeyi internet, kitap, film ve İstanbul’un her yerinde görebileceğiniz bir sürpriz sayesinde anlatmaya çalışıyoruz. Hepsinde bu öykünün farklı bir yanını göreceksiniz.” diyor. Anlaşılan bu esrarengiz hikâye yap-boz gibi tamamlanmayı bekliyor. Yorgancıgil bir tüyo daha veriyor: Karakterler internette yaşıyor. Filmdeki ana karakterlerin adlarını arama motorlarında taradığınızda karşınıza farklı ipuçları çıkacak ve sizi bambaşka bir yere doğru çekecek. Sonuçta hepsini birbiriyle ilişkilendirerek büyük hikâyeyi yukarıdan görebileceksiniz. Bu sırlı hikâyeyi çözmek için görünen o ki ilk önce filmin vizyona girmesini beklemek lazım.

 

Click for ENGLISH Pages 1 - 2 - 3

 

 

Talk to Us
You can write us an E-mail to get more information about the Films,Hotels,Tours,party,people,hotels, restaurants,photos, pics, videos,jpeg,mpeg,vcd,dvd,cd,music, in Istanbul and all around Turkey  that you see the links down below.
Especially for groupe prices, new tours,shows,venues,festivals,music activities,dance nights, discounted hotels, short term flat rentals, studio flats, houses,  villas etc. are our main business subjects.  All you need to do is, sending us an E-mail......

E-mail :info@lesartsturcs.com


Home Tours Payment&Conditions Services&Organisations About Us Contact Us What's New Press


Les Arts Turcs Tours :
Incili Cavus Sok.No:37/3  Alemdar Mah.Behind of Underground Cistern(Yerebatan Sarayi arkasi) Sultanahmet Istanbul/TURKEY
Tel:    90 [212] 511 21 98 - 511 21 98
Fax:   
90 [212] 527 68 59 - 638 76 06
e-mail:    [email protected]
web:
    www.lesartsturcs.com