|
Ersin
KALKAN
Avrupa
lalelerinden çok farlı bir bitkiydi İstanbul Lalesi. Çiçeği
badem şeklinde, çiçek yaprakçıkları hançere benzeyen, uçları
da tığa benzeyecek şekilde ince ve sivriydi. Farklı
renklerden tam 1588 çeşidi vardı.
19.
yy’da ortadan kayboldu. 150 yıl sonra İstanbul Üniversitesi
botanikçileri ve Büyükşehir Belediyesi’nin 2 milyon dolarlık
projesiyle geri dönüyor. Geriye kalan üç akrabasının
genetik yapıları birleştirilerek yeniden İstanbul Lalesi üretilecek.
Dört yıl sonra tekrar doğduğu kentte çiçek açacak.
Tam dört yıldır İstanbul Lalesi’nin peşindeydim. Türkiye’nin
Rekabet Avantajları Topluluğu’nun bünyesinde yer alan
turizm grubunun dışa kapalı portalı http://groups.yahoo.com/group/Sultanahmet
’da bir yazı yazarak ‘150 yıldır ortalarda gözükmeyen
İstanbul Lalesi’ni bulamaz mıyız’ diye sormuştum. Grup
moderatörlerinden Nurdoğan
Şengüler ( Les Arts
Turcs ) , bu konuda bir kampanya başlattı. Türkiye’nin
hemen tüm ziraat fakülteleri ve soğanlı bitki yetiştiricilerinden
gelen mesajlar artık umudun kalmadığını gösteriyordu.
İstanbul’un lalesi sanki yer yarılıp da içine girmişti.
Oysa 1681 ile 1726 yılları arasında kayda geçirilen
‘Defter-i Lalezar-ı İstanbul’da tam 1108 lale çeşidinden
söz ediliyor, 1764 tarihli ‘Ferah-engiz’ isimli risalede
ise bu sayı 1588’e kadar çıkıyordu. Türkiye’deki
botanik çevrelerine göre, bunlardan geriye bir tane bile
kalmamıştı. Bir zamanlar laleyi Osmanlı’dan alan
Hollanda’dan geliyordu artık lale soğanları.
Halbuki 17. yüzyılda Osmanlı’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı
Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçibaşılık kurumu, sonra
da ‘Çiçek Encümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi
kurulmuştu. Edirne’den Mardin’e kadar birçok şehirde lale
bahçeleri vardı. Lale merakı öyle yoğundu ki imparatorluk
lale fiyatlarına narh koymak zorunda kalmıştı. 1725 tarihli
lale narhı listesinde en pahalı lale 200 kuruşla Nize-i
Rummani’ydi. Bu, 30 Cumhuriyet Altını, yani 3 bin 750 YTL
demekti. 1588 lalenin ismini ezberden söyleyecek, ayrıca gülün,
zerrinin, şakayıkın binbir çeşidi hakkında üç gün üç
gece boyunca meseller anlatacak kişiler yaşardı bu
topraklarda. Bu göz kamaştıran kültürün tümü buharlaşıp
uçmuş muydu?
Tam pes edecektim, artık İstanbul Lalesi’nin peşini bırakmak
üzereydim. Süleymaniye’yi turladığım bir gün Botanik Bahçesi’ne
uğradım. Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen’le tanıştım.
‘Hocam’ dedim, ‘gönlümde bir sızı var, dindirecek
merhem bulamadım.’ Nedir, diye sordu. ‘O sızının adı İstanbul
Lalesi’dir’ dedim. Gülümsedi, kısa süren bir sessizlik
oldu. ‘O merhem bendedir, bu bahçededir. Evet adı İstanbul
Lalesi’dir. Ama lalenin kendisi değil yakın akrabasıdır’
diye cevap verdi. Aldı beni ve bahçenin bir köşesine götürdü.
Rengarenk kardelenlerin arasından filizlenmiş bir nebatı gösterdi.
‘İşte bu’ dedi. Ama açmasına üç hafta vardı.
Bekledim. Ben uzaklarda başka bir görevdeyken Hoca beni aradı
ve müjdeyi verdi. Son demlerine yetiştik. Fotoğrafladık.
GENETİK ÇALIŞMA BAŞLADI
Erdal Üzen, İstanbul Lalesi’nin kendisinin yeniden hayat
bulması için iki yıllık bir gen araştırmasının gerektiğini
söyledi. Ama, bu araştırma için üniversitenin imkanları
yeterli değildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş’la görüştük, durumu aktardık. Topbaş, bu
araştırmanın bir İstanbul projesi olduğunu, Büyükşehir’in
kaynağı bulacağını söyledi. İstanbul Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mesut Parlak’ı ziyaret ettiğinde, bu niyetini
aktardı. Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü
İhsan Şimşek, üniversite yıllarında eğitim için geldiği
Botanik Bahçesi’ni ziyaret ederek projenin ön hazırlıklarına
başladı.
Projenin ilk aşamasında, başta Osmanlı Lalesi olmak üzere
üç tür lale üzerinde genetik inceleme yapılacak. İstanbul
Lalesi soyunun genetik özelliklerini taşıyan soğan elde
edildikten sonra, uygun bir alan bulunarak soğan çoğaltma işlemine
geçilecek. Yeterli üretime ulaşınca İstanbul’un park ve
bahçelerine dikilecek, dünyaya satışına başlanacak. Bütün
bu sürecin dört yılda, 2 milyon dolar harcamayla gerçekleştirilmesi
planlanıyor.
Belediye bugüne kadar eldeki soğanlarla İstanbul’u lalelere
bezemeyi sürdürecek. Şimşek, bu sene İstanbul’da 550 bin
lale soğanı ekildiğini söyledi. Daha önceki yıllarda 125
bin lale soğanı ekilirmiş. Şimşek, İstanbul’a yakışır
bir botanik bahçesi kurmayı planlıyor. Şimşek, bu projeyi
İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’yle Büyükşehir’in
birlikte gerçekleştireceğini söylüyor.
SÜLEYMANİYE’DEKİ GİZLİ BAHÇE
İstanbul’da Süleymaniye sırtlarında, Süleymaniye
Camii’nin bahçesindeki binada Türkiye’nin en önemli
hazinelerinden biri saklanıyor. İçinde bin Kaşıkçı Elması’na
bedel bitkiler var. Bir kısmı geçmişte, Türkiye’nin dağlarını,
kırlarını şenlendiren çiçeklerdi. Şimdi artık mumla
arasanız yoklar. Mesela, yarım asır önce Kadıköy’ün kırlarında
yetişen Kalkedon Çiğdemi’nin son 14 örneği burada.
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Ana Bilimdalı’na
bağlı botanik bahçesinde sadece Türkiye’de yetişen
(endemik) bitki hazinesinden geri kalanlar yaşatılıyor. Bahçede
ayrıca dünyanın her yanından gelen nadide bitkiler de var:
Borneo’dan Fil Kulağı, Brezilya’dan Ananas,
Guatamala’dan Kuğu Çiçeği, Himalaya Dağları’ndan
Kokulu Hindistan Sediri, Malezya’dan Demir Ağacı,
Japonya’dan Kafur, Angola’dan Kahve Ağacı, Kuzey
Amerika’dan Lale Ağacı, böceklerle beslenen çiçekler,
zehirli bitkiler. Enstitü binlerce tür tohumdan oluşan dev
bir arşive de sahip.
Botanik Bahçesi’nin kurucusu Hitler’in zulmünden kaçıp,
Türkiye’ye sığınan Alman bilim adamları. Botanikçi Prof.
Dr. A. Heilbronn, Prof. Dr. Leo Brauner, Zoolog Prof. Dr. Andre
Naville 1933’te İstanbul’a gelip Biyoloji Enstitüleri’nde
ders vermeye başladı. Ertesi yıl Süleymaniye Camii’nin bahçesinde
enstitü binası kurulurken Prof. Dr. Heilbronn’un önderliğinde
bir botanik bahçesi yapımına girişildi. Alman bahçe uzmanı
Walter Stephan’ın yardımıyla bahçe 1936’da açılışa
hazırlandı. Heilbronn’un altı bölümlü bahçe düzenlemesi
bugün de korunuyor: Sistematik Bölüm, Taş Bahçe, Tıbbi
Bitkiler bölümü, Türkiye Bitkileri, Deney Parselleri ve
Arboretum. 127 familyadan 400 ağaç ve çalı ile yaklaşık
3500 otsu bitki parsellere yerleşmiş. Seralarda, bahçede
sabit veya saksıya alınmış 2500 bitki, Hamburg Üniversitesi
Botanik Bahçesi’nden bağışlanan tropik ve subtropik
bitkiler de buna eklenince hazinenin toplamı 5000 bitkiyi
buluyor. Bahçede ayrıca 23 havuz var.
Türkiye’de 4 Yunanistan’da 18 botanik bahçesi var
İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, Türkiye’de resmi
konumda çalışmalar yapan botanik bahçelerinin en eskisi ve
bitki varlığı açısından en zengini. Ankara, İzmir ve
Adana’da üç botanik bahçesi daha var. Botanik Bahçesi Müdürü
Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen, Türkiye’nin tüm endemiklerini
toplayacak büyük bir bahçe kurmak için acele edilmesi
gerektiğini savunuyor: ‘Fauna ve flora açısından fakir,
endemikler açısından sıfıra yakın bir ülke olan komşumuz
Yunanistan’da tam 18 botanik bahçesi olduğunu düşünecek
olursak, bu konuda ne denli geri kaldığımızı anlarız.’
|